Tanımlar ve Araştırmalar
Giriş
İnsan hayatının en önemli meselelerinden biri, evlenme ve aile kurma meselesidir. Bütün dinler, ekoller, pedagoglar, sosyologlar, psikologlar, filozoflar ve düşünürler evlenme ve aile kurma meselesiyle ilgilenmiş, onu çeşitli yönleriyle incelemişlerdir.
Araştırmalar, bazı hayvanlarda da ailenin var olduğunu göstermiştir. Ancak ailenin aklî temellere dayalı sağlam şekli, insan toplumuna özgüdür. Evlenmek, insanların hayatlarında önemli bir dönüm noktasıdır. İnsanların başarıları ve yenilgileri, mutlulukları ve mutsuzlukları, büyük ölçüde ona bağlıdır.
İnsan toplumlarının çekirdeğini oluşturan ailenin temeli, cinsel içgüdüye dayanır. Karşı konulmaz bir çekim gücüne sahip olan bu içgüdü, insanları evlenmeye sevk eder. Evlenmek, cinsel eğilimleri tatmin etmenin doğal yolu olmasının yanında, aynı zamanda her insanın içinde var olan aşk ve isteğin zuhura çıkabilmesi için de gerçekleştirilen bir çabadır.
Tüm dinler ve ekollerde evlenme hakkı, kadın ve erkeğin haklarından sayılmıştır. İslâm'a göre evlenme, kadın ve erkekten oluşan iki tarafın isteği, rızası ve hür iradesi ile gerçekleşir. Ardından her iki taraf ve onlardan meydana gelen çocuklar için birtakım haklar ve görevler doğar.
Ailenin Tanımı
Dar anlamıyla aile, bir kadın ile bir erkeğin evlenmesiyle oluşan ve onlardan türeyen çocuklarla tamamlanan toplumsal bir birimin adıdır.
Başka bir tanıma göre aile, ortak amaç ve menfaatlerle bir çatının altında toplanan fertlerin oluşturduğu bir topluluktur.
İslâm açısından aileyi şöyle tanımlayabiliriz: Aile; medenî, hukukî ve manevî kişiliği olan bir grup fertten müteşekkil bir topluluktur. Bu topluluğun ilk çekirdeğini, meşru evlilik ve nikâh akdi ile aralarında karı-kocalık bağı oluşan ve ardından yeni birtakım görev ve haklara sahip olan bir kadın ile bir erkek oluşturur. Bu topluluğun üyeleri arasında akrabalık bağı oluşur ve birtakım kanunî, ahlâkî ve duygusal ilişkilere sahip olurlar.
Buna göre aileyi, üyelerinin arasında kan bağı bulunan hukukî bir kurum sayabiliriz.
Sosyologlara göre aile, toplumdan ayrı olmayan tarihî bir olgudur; bir kurum ve bir grubun özelliklerine sahip olan toplumsal bir birimdir.
Aile Kurumu ve Üyeleri
Aile, ilk başta meşru evlilik sayesinde aralarında evlilik bağı oluşan bir kadın ile bir erkekten oluşur. Aile, dar anlamda, birbirlerinin desteği ile belli amaç ve çıkarlar doğrultusunda ilerleyen eşler ve çocukları kapsar. Geniş anlamda ise, eşleri, çocukları, torunları ve amca, hala, dayı ve teyze gibi yakınları kapsar. Hatta dünyanın bazı bölgelerinde -Tunus gibi- eşler, çocuklar ve akrabalar dışında komşuları da kapsayan ve bir aradaki çadırlar veya evlerde ortak bir yaşam sürdüren ailelere de rastlamaktayız. Kabilelerin aslında akraba ailelerden oluştuğuna dikkat edersek, buna fazla da şaşırmamak gerekir. Öyle ki bazı kabilelerde kabile içi evliliğin yasak olduğu da görülmektedir.
Toplumlara göre ailenin genişliği de değişmektedir. Kimi toplumlarda -Amerika gibi- tek kişilik bile aile olabilirken, kimi toplumlarda ise -ilkel toplumlar gibi- sayıları yüzü bulabilen aileye de rastlanmaktadır.
Bütün toplumlarda aileyi meydana getiren unsurlar, yani kadın ile erkek, dinî veya örfî bir anlaşma/sözleşme ile hayatlarını birleştirirler. Bu bileşim, çocukların doğmasıyla daha zengin, daha güçlü ve gitgide daha karmaşık hâle gelir. Üyeler arasında, aile hayatının devamlılığını sağlayacak ve üyelerin birbirine alışıp kaynaşmasına sebep olacak eğilim ve çekimler oluşur.
Ailenin Görev ve Yükümlülükleri
Ailenin fevkalâde önemli görevleri vardır. Bunların en önemlilerini şöyle sıralayabiliriz:
a) Meşru yolla ve kabul görmüş kurallar esasınca cinsel içgüdünün tatmini.
b) Üreme yoluyla soyun devamı ve bekasını sağlamak.
c) Soyu yetiştirmek ve tehlikelerden korumak.
d) Üyelerin kaynaşması, yakınlaşması, yardımlaşması ve bütünleşmesi.
e) Allah'a kulluk etmek, gelişip olgunlaşmak ve kemale ermek için güvenli ve huzurlu bir ortam oluşturmak.
Esasen evlilik, birbiriyle hiçbir bağı olmayan iki kişi arasında, birbirinin yardımcısı, dert ortağı ve sırdaşı olabilecek, sıkıntılar ve engeller karşısında birbirini himaye edebilecek, hayatlarını sağlam kurallar esasınca düzene koyabilecek ve birbirinin yardımıyla kendilerinin ve toplumlarının gelişmesini sağlayabilecek derecede bir ünsiyet ve ülfet oluşturma vazifesini üstlenmiştir.
Aile Üyeleri Arasındaki İlişkiler
Aile üyeleri arasındaki ilişkiler; samimiyet, fedakârlık ve özveri esasına dayanmalıdır. Eşler, yüce insanî erdemler esasınca uzlaşma yolunu izlemeli, yer yer eşlerini kendilerine tercih etmelidirler.
Aile içinde, gerek eşler arasında, gerek ebeveyn ile çocuklar arasında, gerekse kardeşler arasında bir arada yaşama esas olmalıdır. Bunun çerçevesini, inandıkları dinin veya kabullendikleri ekolün öğretilerine dayanan kurallar belirlemelidir.
İlk bakışta karı-koca arasındaki samimî ilişkilerin cinsel içgüdü saikasıyla ortaya çıktığı gözükse de, iyice dikkat edildiğinde, özellikle de birkaç yıl beraberlikten sonra bu saikanın eşler arasındaki ünsiyet, ülfet ve gönül birliğinin gölgesinde kaldığı ve yaşın ilerlemesiyle cinsel gücün azalmasına rağmen bu ilişkilerin aynen ve hata daha güçlü bir şekilde sefa ve samimiyetle devam ettiği görülmektedir. Bu samimî ilişkilerin kapsamı, daha sonraları evlâtları da içine alacak şekilde genişlemekte ve anne ve babaların tüm varlıklarını çocukları için feda edebilecekleri, canlarını ve mallarını hiçbir beklenti içinde olmaksızın ve seve seve onlar için verebilecekleri biçimde zuhur etmektedir.
Ailenin Rolü ve Önemi
Bütün toplumlarda kabul görmüş ve gelişmiş tek sosyal düzen, ailedir. Toplumun küçük bir çekirdeği olmasına rağmen insanların toplumsal hayatlarındaki rolü ve etkisi oldukça büyüktür.
Tüm toplumsal kurum ve kuruluşların ilk çekirdeğini aile oluşturmaktadır. Medeniyetlerin kurulmasında, insanî kazanımların sonraki nesillere aktarılmasında ve insanlığın gelişip çiçeklenmesinde en büyük rol aileye aittir. Gelenekler, töreler, inançlar, ferdî ve içtimaî özellikler, aile kanalıyla yeni kuşağa intikal eder.
Toplum, ailelerden oluşur. Toplumun özelliklerini ailevî ilişkiler belirler. Ailenin varlığının yararlı veya zararlı etkisi topluma da ulaşır. Toplumun huzurlu veya huzursuz, ahlâklı veya ahlâksız, sağlıklı veya hastalıklı olmasında, aile yapısı büyük ve etkin rol oynar.
Bize göre aile kurmak; hem evlenerek hayatlarını birleştiren kadın ve erkeğe, hem fesat ve bozulmadan uzak tutması ve bireylere sorumluluk duygusu yüklemesi açısından topluma, hem dürüst bir eğitmen ve öğretmene ihtiyacı olan çocuğa, hem de öğretilerinin hayata geçirilmesi ve yaşatılmasını sağlaması bakımından din ve inanç sistemine büyük bir hizmettir.
Ailenin Yapısı
Eski zamanlardan günümüze kadar çeşitli toplumlarda farklı aile yapıları var olagelmiştir. Siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürel şartlar ve durumlar, bu farklılıklarda etkin olmuştur.
Günümüz ilkel ve uygar toplumlarında tek eşlilik ve çok eşlilik şeklinde iki tür aile yapısıyla karşı karşıyayız. Çok eşlilik genelde erkekler için söz konusu olmakla birlikte, bazı toplumlarda kadınlar için de söz konusudur. Hatta bazı komünist toplumlarda birkaç kadının aynı anda birkaç erkeğin eşi olduğu da görülmüştür.
Güç ve iktidar paylaşımı açısından geçmişte ve günümüzde şu aile düzenleriyle karşılaşmaktayız: Baba egemenliği, anne egemenliği, eşit derecede baba ve anne egemenliği, dede egemenliği, dayı egemenliği vs. Elbette bugün, istisnaları olmakla birlikte dünyanın birçok yerinde, baba veya kocanın egemen olduğu aile düzeninin yaygın olduğunu görmekteyiz.
Soyun kimden devam ettiği açısından da, iki aile düzeni göze çarpmaktadır: Ataerkil/pederşahîlik ve anaerkil/maderşahîlik. Günümüzde dünya toplumlarının çoğunda çocuklar, genellikle babalarının soyadlarını taşımaktadırlar. Bunun aksi, sadece bazı ilkel toplumlarda görülmektedir.
Ailenin idaresi açısından ise, genelde kocanın aile reisi olduğu ve hanımın aile içi müdüriyeti üstlendiği bir aile yapısının yaygın olduğunu görmekteyiz. İslâm açısından da bunun temel alındığı görülmektedir. Buna göre, ailenin genel maslahatlarını koca belirler, plânlar ve kadın bağımsızlığını koruyarak itaat eder. Kimi zaman aile için alınan kararlarda katılımlar ve meşveretlerin olduğu görülse de, bunun yaygın bir durum olmadığı açıktır.
Ailenin Varlığının Zarureti
Aile, bir kurumdur. Ailenin varlığının zarureti aklî ve naklî delillerle sabittir. Ailesiz bir toplumsal hayatın tasavvuru ve anlamı olamaz. Araştırmalar, aile kurumunu ortadan kaldırmak için yürütülen tüm çabaların boşuna ve toplum açısından tehlikeli ve zararlı olduğunu göstermiştir. Kökeni bilinmeyen bir neslin ve aile sevgisi ve ilgisinden mahrum olan çocukların varlığı, insan toplumları açısından bir afet sayılmaktadır. Bu çocukların, tüm gözetimlere rağmen, dengeli bir ruh hâline sahip olmadıkları gözlemlenmiştir.
Günümüz dünyası, geldiği nokta itibariyle, geçmişte bu konuda hata ettiğini ve aile kurumunun temellerini zayıflatmak isteyenlerin büyük bir yanlış ve hatta ihanet içinde olduklarını anlamış durumdadır. Bugün dünya, aileye değer verilmesi gerektiğine inanmaktadır. Devletler ve hükümetler, insanları aile kurmaya teşvik etmekte ve bunun için yardım ödenekleri ayırmaktalar. Dünyanın birçok yerinde bu inanç hâkimdir ve yetkili kişi ve kurumlar bu konuda önemli çalışmalar yapmaktalar.
İslâm, eskiden beri bu konunun önemini vurgulamış ve Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İslâm'da, Allah katında evlilikten daha sevimli olan bir bina kurulmamıştır."[1]
- Vesail'üş-Şia, c.14