Giriş
Günümüz dünyası, teknolojik alanda günden güne gelişmesine karşın, insanî hayat tarzına ilişkin konularda oldukça zayıf ve kırılgandır. Ruhî dağınıklık ve fikrî karşıtlık o kadar yayılmış ki, birçok insan ruhsal hastalıklara maruz kalmıştır.
İnsanlığın yeni terminolojisinde doğru ile eğri birbirine karışmıştır. Doğru öğretilerle yanlış öğretilerin, gerçek bilgilerle gerçek dışı bilgilerin birbirine karışması sonucu birçok sapmalar meydan gelmiş, şaşkınlıklar çoğalmış, sorumluluk almaktan kaçışlar artmıştır.
Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren teknolojik yaşamın yayılmasıyla birlikte iman zaafı ve ahlâk çöküşüyle karış karşıyayız. Maneviyat etkenin zayıfladığını, toplumların yozlaştığını ve insanların aile kurmaya yanaşmadığını veya kayıtsız kaldığını görmekteyiz.
Gayrimeşru ilişkiler serbest bırakılmış, cinsel muaşeretler ahlâk normlarından ve peygamberlerin öğretilerinden uzak şekilde cereyan etmektedir. Gençler, içgüdülerini tatmin etmekte kendilerini özgür hissetmekteler. Bu durum, içgüdüsel isteklerin kaide kural tanımaksızın, merasimden uzak bir şekilde ve aile ortamının dışında tatmin edilmesine ve kimsenin aile idare etme sorumluluğu altına girmeye ihtiyaç duymamasına yol açmıştır. Evlenme yaşı ilerlemiş, gençler gönül eğlendirmek için sokaklara, caddelere ve parklara dökülmüşlerdir.
Ailenin Ekonomik Yönü
Bugün aile, bir üretim ve ekonomi birimi olmamakla beraber, iyice dikkat edildiğinde aynı ekonomik düzenin daha dar ve sınırlı bir çerçevede ailede devam ettiği görülür. Geçmişte aile reisinin denetimi altında bütün aile üyeleri ekmeklerini kazanmak için çalışırlarken, bugün karı koca birlikte bu görevi ifa etmekteler.
İslâmî aile hayat düzenine göre erkek, ailenin ekmeğini kazanmak ve geçimini temin etmekle; kadın ise, aile yuvasını idare etmek, sıcak ve huzurlu bir ortam oluşturmak ve çocukları terbiye etmekle görevlidir.
Ancak sanayileşmiş günümüz dünyasında karı kocadan her biri bir yerde çalışıp ailenin geçimini temin etmek zorunda kalmıştır. Bu durumda çocuklar da ev dışında bir yerde -çocuk yuvaları gibi- yetişerek aile ahlâkının ötesinde bir ahlâk ediniyorlar.
Karı ve koca, çoğunlukla iki ayrı yerde çalışıyorlar. Erkek, bazen evine birkaç kilometre uzaklıktaki bir daire veya fabrikada, kadın da başka bir daire veya fabrikada çalışıyor. Hatta bazen karı ve koca iki ayrı vardiyada çalışıyorlar. Böylece nerdeyse birbirlerini hiç göremiyor veya görüşmeleri hafta sonu bir iki günle sınırlı kalıyor. Bu durum, birçok fenalık, kötülük ve rezilliğin de ortaya çıkmasına sebep oluyor.
Anne ve Babanın İktidarı
Yeni aile durumu, toplu yaşamın yeni bir biçimini göstermektedir. Bu yaşam biçiminde artık erkek ailenin reisi, kadın da ailenin müdiresi ve hanımı değildir. İktidar, yüzde elli elli erkek ile kadın arasında paylaşılmıştır. Buna rağmen yer yer orman kanununun hüküm sürdüğünü ve hakkı fizik bakımından daha güçlü olana verdiğini de görüyoruz. Çocuklar, fiilî olarak ailenin etkinlik alanının dışına çıkmış, çocuk yuvaları ve yurtların öğrettiği ahlâk ve davranış biçimiyle yetişiyorlar.
Bugün, özellikle de sanayileşmiş dünyada, babanın bütün aile fertleri üzerinde etkinliğinin olduğu söylenemez. Babanın iktidarı günbegün azalmaktadır. Hatta kıyaslandığında annenin iktidarının daha iyi durumda olduğu da söylenebilir. Bu, belki annelerin evde daha çok bulunmalarına ve çocuklarıyla daha fazla ilgilenmelerine bağlanabilir. Gelinen noktada anne ve baba, yapmacık bir ahlâkla çocuklarını kendilerine çekmeye ve onlara istedikleri davranış biçimini vermeye çalışıyorlar.
Aile İçi İlişkiler
Bizce bilim ve teknoloji alanında insanlığa nasip olan başarılar, insanlar arasındaki ilişkileri düzeltebilmiş, dürüstlük ve samimiyeti çoğaltabilmiş değildir. Aile fertleri arasındaki ilişkiler de bundan müstesna değildir.
Günümüz dünyasında ailevî ilişkiler, geçmiştekinden daha zayıf ve kopuk durumdadır. Ayrı yaşamalar, bitmek tükenmek bilmeyen meşgaleler, farklı duygu ve düşünceler, çeşitli inanç ve idealler nedeniyle karı koca arasında sağlıklı bir ilişki yoktur. Geleneksel toplumlarda karı koca arasında görülen sefa ve samimiyet, sanayileşmiş toplumlarda bir rüya ve hayal sayılmaktadır.
Biz, sanayileşmenin aile ilişkilerine zarar verdiğine; iyi ilişkiler, güzel ahlâk ve meşru isteklerin ürünü olan sükûnet ve huzuru ailelerden aldığına, insanî erdemleri ve ahlâkî değerleri ortadan kaldırdığına ve karı koca ilişkilerini küçücük bir bahane ile birbirini terk edecek derecede zayıflattığına inanıyoruz.
Sanayileşmenin ve kitlesel iletişim araçlarının yaygınlaşması, farklı farklı düşünceler, inançlar, alışkanlıklar ve beklentilerin ortaya çıkmasına yol açtı. Yaldızlı ve şaşaalı hayatlar özendirildi. İnsanlar, elindekine kanaat etmeye değil, hep daha fazlasını istemeye teşvik edildi. Bu durum, karı kocanın birbiriyle yetinmeyip flörtler edinmeye başlamalarına ve aile müessesesinin şiddetli bir şekilde sarsılmasına sebep olmuştur.
Ahlâkî Çöküş
Sanayi uygarlığının ortaya çıkıp yaygınlaşması, ailenin temelini sarsmış ve eski değerleri yıkılıp yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır. Bilimsel araştırmalar, yaygın bir ahlâkî çöküşten söz etmektedir. Bu ahlâkî çöküşün bir bölümü cinsel ilişkilerdeki sınır tanımazlık derecesindeki özgürlüğe, diğer bir bölümü de gösterişli, süslü püslü ve şaşaalı yaşantıların özendirilmesine dayanmaktadır.
Biz, bu ahlâkî çöküşte geç evlenmelerin payının ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Ama teknolojik hayatın bu gecikmeye ve sonuç olarak ahlâkî fesadın yayılmasına sebep olduğunu biliyoruz. Yine, bu ahlâkî fesadın ne kadarının iman zaafı ve dinî inançları kaybetmekten kaynaklandığını bilmiyoruz. Ama sapıklıklar ve bozulmaların birçoğunun dinsizlikten kaynaklandığını biliyoruz.
Dinden uzaklaşma ve yozlaşmanın, keza sanayi toplumunda evlenme yaşının ilerlemesinin sonucunda toplumda büyük bozulmalar baş gösterdi. Fuhuş ve iffetsizlik yayıldı. Sapıklıklar çoğaldı. Evlenmemiş kızlar anne oldu. Gayrimeşru çocuklar çoğaldı. İnsanî hasletler değersizleşti.
Günümüz dünyasında fesat ve ahlâksızlık, fert ve toplumun selâmetini tehdit eder boyuttadır. Aileler, yok olma tehlikesiyle burun burunadır. Aile sevgisi diye bir şey kalmamıştır. Sevgi ve şefkatin yerini nefret ve anlaşmazlık almıştır. Karı ve koca, iki ticarî ortak gibi bir araya geliyorlar. Hak hukuk ve adaletten dem vurulmasına rağmen anlaşmazlık, kavga, çatışma, zulüm ve haksızlık çoğalmıştır. Boşanmalarda artış görülmektedir. Ve kısaca, insan hakları tehlikededir.
Kadının Değeri
Günümüz dünyasında kadının değeri ve statüsü hakkında çok şey söylenmiştir. Görünürde kadın özgürleştirilmiştir. Ancak dikkat edildiğinde, kadının sadece iffet kayıt ve bağından, evlilik sayesinde kendisi için inşa edilen kaleden, şeref ve haysiyetinin koruyucusu olan ahlâk ve imandan, evdeki müdüriyet sayesinde eriştiği saygınlıktan, çocukları için iyi bir anne olmaktan ve annelik duygularından özgürleştirildiği görülmektedir.
Bugün kadına, sadece fizikî güzelliği, cinselliği ve vücudundan para kazanma çerçevesinde değer verilmektedir. Bu yüzden de maddî menfaatler söz konusu olmadığında vahşî hayvanlar arasında bile görülmeyen aşağılayıcı bir muameleye tâbi tutulmaktadır. Batı dünyasında karı koca arasında, çoğu zaman da kocanın galebesiyle sonuçlanan çekişme ve çatışmalar söz konusudur. Zorla tecavüz olayları, Batı'da işlenen suçların ilk sıralarında gelmektedir…
Bizce Batı dünyasında kadının değeri aşağı inmiştir. O, annelikten uzaklaştırılmış, patron beyin sekreterliğine mecbur edilmiştir. İzzet ve iffet elbisesinden soyundurulmuş, resmî veya gayriresmî fahişeliğe sürüklenmiştir. Batı dünyasının gaflet ettiği veya farkında olup da görmezlikten geldiği dert budur işte!
Aile Kurmaktan Kaçmak
Günümüzde genç neslin aile kurmaktan ve sorumluluk altına girmekten kaçtığını görmekteyiz. Evlenme rakamları düşük, boşanma rakamları oldukça yüksektir. Aile geçimsizliklerinde artış görülmektedir.
Gençler kolay kolay evlenmeye yanaşmıyorlar. Çünkü kolay bir şekilde cinsel zevklere ulaşabiliyorlar. Almanya, Fransa, Danimarka ve İsveç gibi Batı ülkelerinde cinsel özgürlükler ifrat haddindedir. Bu durum, evlenmenin unutulmuş bir gelenek hâline gelmesine sebep olmuştur.
Öte yandan gençlerin bir kısmı, maddî açıdan evlenme imkânına sahip değildir. Konfor ve lüks düşkünlüğü, hayat pahalılığı, aile geçindirmenin zorluğu, dinî inançlara bağlılığın zayıflılığı gibi etkenler de, gençlerin aile kurmaktan kaçmasına yol açmaktadır.
Bizce gençleri evlenmeye yönlendirmek için yapılması gerekenler şunlardır:
- İmkânlar oluşturularak ve kolaylıklar sağlanarak evlenmenin yaygınlaştırılması.
- Gerekli düzeltmeler yapılarak ve günün şartları dikkate alınarak geleneksel aile düzenine dönülmesi.
- Ailenin yalnızlık ve kimsesizlikten kurtarılıp bugünkü kısıtlılığından çıkarılması.
- Akrabalık ilişkilerinin yaygınlaştırılması ve akrabalar arası ziyaretlerin teşvik edilmesi.
- Dinî ve insanî değerlerin tebliği ve karşılıklı toplumsal ilişkilerin ve huzurlu hayatın öneminin anlatılması.
Geleceğin Uzaktan Görünüşü
Yakın veya uzak gelecekte ailenin nasıl bir durumda olacağı, denetleyici ve yönlendirici etkenlerin nasıl işleyeceğine bağlıdır. Mevcut duruma ve günümüz dünyasının işleyişine bakılacak olursa, aileyi parlak bir geleceğin beklediğini söyleyemeyiz.
Bu durumun ıslahı ve aile hayatının düzene koyulması yolunda aşağıdaki girişimler gerçekleştirilirse, kurtuluş yönünde bir ümit beslememiz mümkündür. Aksi takdirde her gün bir öncekinden daha kötü olacaktır:
- Muaşeretlerin kontrol altında olması ve heveslerin önüne geçilmesi.
- Çeşitli yollarla ailenin önemi ve kutsallığı düşüncesinin telkin edilmesi.
- Genç neslin dinî, ahlâkî veya en azından insanî öğretilere bağlılığının sağlanması.
ZEHRANET