Giriş
Sözlükte cinsel ilişki ve evlilik akdi anlamlarına gelen nikâh, şer'î literatürde sevgi, şefkat, huzur ve aşk yuvası olan aile hayatına başlamak için yapılan bir akit ve antlaşmadır. Özel birtakım törenler eşliğinde belirli birtakım kelimelerle gerçekleştirilen bu akit sayesinde, kadın ve erkeğin fıtrî ve tabiî bir olgu olan cinsel ilişkiye girmelerinin önündeki engel kalkmış olur.
Evlenmek, bir tür sözleşme veya anlaşmadır; fakat kesinlikle alışveriş, istismar veya istihdam türünden değildir. Onun temel rüknü sevgi, saygı, anlayış ve çok yönlü bir işbirliğidir. Araştırmalar, kadın ve erkeğin zahirî bir anlaşmayla ve aralarında bir evlilik akdi olmadan birlikte yaşamalarının ihtilâf ve anlaşmazlıklara sebep olduğunu göstermiştir.
Mihrin Belirlenmesi
Evlenmenin şartlarından biri de mihrdir. Mihr, İslâm'da bir gelenektir ve iki tarafın muvafakatiyle belirlenmektedir. Belirlenen mihri erkek kadına vermek zorundadır. Mihr, gerçekte erkeğin samimiyet ve sadakatinin bir nişanesi ve evleneceği kadına saygı duyduğu ve değer verdiğinin bir göstergesidir.
Mihri bir formalite olarak görmek doğru değildir. Çünkü mihr, bazen bir kadın için hayatî önem taşıyabilir; geleceği için bir tür vesika, sigorta veya birikim sayılabilir.
Mihrin Türü
Nelerin mihr olabileceğine gelince; ister ayniyat türünden olsun, ister menfaat türünden, mülkiyet kapsamına giren ve değeri olan her şey mihr olabilir. Peygamber-i Ekrem'in (s.a.a.) zamanında bazen Kur'an'dan bir surenin öğretilmesi veya bir miktar buğday bir kadının mihri olabiliyordu.
Mihr; bazen bir mal, bazen bir bağ veya tarla, bazen bir ev, bazen de bir toprağın bayındırlaştırılması olabilir. Her ne olursa olsun ve ister peşin olarak ödensin, ister erkeğin boynunun borcu olarak kararlaştırılsın, önemli olan, iki tarafın (kadın ve erkeğin) ona rıza göstermesidir.
Mihrin Miktarı
Mihrin miktarının ne kadar olacağı da, yine iki tarafın anlaşmasına bağlıdır. Çok az bir meblağ da olabilir, çok yüksek bir rakam da. İslâm açısından mihrin miktarının on dirhemden az olması mekruh sayılmıştır. İmam Sadık (a.s.) mihrin miktarının ne kadar olacağı hususunda, "İnsanların razı olduğu miktar." buyurmuştur.[1]
Bu hususta bağlayıcılığı olan bir miktar yoktur. Herkes malî gücü ve imkânları ölçüsünde istediği ölçüde mihr verebilir. Bazı kadınların, güzelliklerini mihr karşılığında sattıklarını zannetmeleri bir tür sapmadır ve İslâm'ın asla tasvip etmediği bir şeydir. Mihr, bir hediyedir ve onda güzellik veya çirkinliğin söz konusu olmaması gerekmektedir.
Ne var ki hadislerde mihrin az olması tavsiye edilmiştir. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurmuştur: "Ümmetimin kadınlarının en iyileri; yüzü güzel ve parlak, ama mihri az olanlardır."[2]
Sakındırmalar
İslâm, bizi mihri ağırlaştırmaktan sakındırmış ve şöyle tavsiye etmiştir: "Kadınların mihrlerini ağırlaştırmayın; sonra arada düşmanlık olur."[3] İmam Bâkır (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Mihrinin az olması kadının bereketinden, mihrinin çok olması ise uğursuzluğundandır."[4]
Şunu hatırlamak gerekir ki mihr, aile düzeninin devamı için bir güvence olamaz. Tecrübe, mihrin yüksek oluşunun ailenin dağılmasını önlemediğini göstermiştir. Evlilik hayatının temelinde sevgi ve gönül birliği olmalı ve bütün çabalar buna yönelik olmalıdır.
Mihrin Çeşitleri
Kadının mihri, aşağıdaki çeşitlerden biri şeklinde olabilir:
- Tarafların rızasıyla belirlenen mihr. Buna "mihr'ül-müsemma" denir.
- Kadının ailevî durumuna ve akrabaları içerisindeki akranlarının mihrine bakarak belirlenen mihr. Buna "mihr'ül-misl" denir.
- Erkeğin cinsel ilişkide bulunmadan ve mihr belirlenmeden önce boşadığı karısına verdiği mihr. Buna "mihr'ül-müt'a" denir.
Her hâlükârda mihr, mülkiyet kapsamında olan ve temellük edilebilecek bir şey olmalı, miktarı belli olmalı, müşahhas ve muayyen olmalıdır. Falan plâkalı otomobil veya falan marka ve model otomobil gibi.
Akit Sıygası
Akit Sıygası, kadın ve erkeğin birbirine mahrem olmasına sebep olan lafızlar ve kelimelerdir. Bu sıyga ve lafızları, karı ve kocanın kendileri okuyabileceği gibi, vekâleten başkalarına da okutabilirler.
Akdin sıhhati için birtakım şartların hasıl olması gerekir. Ezcümle, evlenme kastının olması ve bu kastın karşı tarafın anlayacağı biçimde ifade edilmesi gerekir. Elbette lâl kimsenin bu kastını işaretle ifade etmesi de yeterlidir. Buna göre şöyle diyebiliriz: Akdin sıhhati için öncelikle evlenme kastının olması, tarafların muvafakati ve "icab" ve "kabul"dan oluşan bir akdin okunması gerekir. Elbette bütün bunlar, bilinçlilik ve uyanıklık hâlinde olmalıdır.
Düğün yemeği vermek gibi merasimler, akdin parçası değildir. Ancak bu gibi merasimlerin yapılması hâlinde, dinimizin belirlediği sınırlar aşılmamalıdır. Müşterek hayata Allah'a karşı günah işleyerek değil, Allah'ı anarak başlamak ne kadar güzel olur.
Daha sonra anlaşmazlık çıkmasın diye kadın ve erkek, nikâh akdinin zımnında birbirine bazı şartlar koşabilirler. Meselâ kadın, kocasına, onu falan şehirde yaşatmasını veya şu saatte eve gelmesini şart koşabilir. Elbette şart koşarken Allah'ın hükmünden öne geçilmemesine dikkat edilmeli ve hakkında Allah'ın hükmü bulunan bir şart koşulmamalıdır.
Düğün Yemeği
İslâm açısından, evlenirken birkaç şey müstehaptır ki onlardan biri de düğün yemeğidir. Düğün yemeği, damat ve gelin adına verilir ve erkeğin kadına gösterdiği saygının bir göstergesi sayılır. Aynı zamanda, bu vesileyle evliliğin duyurusu da yapılmış olur.
Resulullah (s.a.a.), kızı Fatıma'nın düğününde Ali'ye şöyle buyurdu: "Eşinin ihtiramına bir yemek hazırla; eti ve ekmeği bizden, hurması ve yağı sizden. İstediğin kimseleri davet et." Ali (a.s.) diyor ki: "Mescide gittim ve, "Hepiniz Fatıma'nın düğün yemeğine davetlisiniz." diye bağırdım."[5]
Düğün yemeğine yoksulların davet edilmesi ve aç karınların doyurulması tavsiye edilmiştir. Gerçi zenginlerin davet edilmesi de menedilmemiştir. Maksat, zenginlerin sevinç ve süruruna onların da ortak olmasıdır.
İslâm, düğün yemeğini peygamberlerin sünnetinden saymıştır. İslâm'a göre düğün yemeği bir gün verilir. İkram olarak ikinci gün verilmesinin de sakıncası yoktur. Ama üçüncü gün verilmesi, gösteriş nişanesidir. Düğün yemeği verilirken bir konuşma yapılması, evlenen çifte ve davetlilere öğüt nasihat edilmesi ve karı koca haklarının anlatılması da iyidir.
Gelinin Götürülmesi
Nikâh akdi okunduktan ve düğün yemeği verildikten sonra, gelini kocasının evine götürmek için bir grubun kalması müstehaptır. Resulullah (s.a.a.), Fatıma'nın düğününde böyle davrandı. Ali'yi öne saldı, Fatıma'yı onun arkasına. Kendisi de Fatıma'nın arkasından hareket etti. Haşimî kadınlar ve kızlardan bir grup da Peygamber'e eşlik ettiler.
Gelinin geceleyin damadın evine göçürülmesi tavsiye edilmiştir. Gelin ile damadın sakin ve huzurlu bir ortamda bir araya gelmesi açısından uygun olan da budur. Çünkü Allah Teala, geceyi sükûnet ve huzur için yaratmıştır. Sağlıklı çocukların dünyaya gelmesi için de sükûnet ve huzurun önemi büyüktür.
Gelin damadın evine getirildikten sonra kısa bir süre onunla birlikte oturulması ve böylece gelinin geldiği bu yeni ortama ısınmasının sağlanması tavsiye edilmiştir.
Ayrıca, Hz. Fatıma'yı uğurlarken kadınlar yolda grup hâlinde gelini metheden ve sevinçlerini ifade eden şiirler okuyorlardı. Resulullah (s.a.a.) da onları bu işten menetmedi.
Zifaf
Bir süre sonra gerdeğe girmeye sıra gelir. Gerdeğe girmeden önce karı kocanın abdest alıp iki rekât namaz kılması ve Allah'a kendileri için müheyya ettiği bu ortamdan dolayı hamd etmesi tavsiye edilmiştir. İslâm'da bu hususta bazı dualar da vardır ki, o dualarda Allah'a yönelmenin yanında karı kocanın birbirine karşı olan hakları hatırlatılmaktadır. O dualardan biri de, Mefatih'ül-Cinan'da geçen "Allahumme bi emanetike ehaztüha ve…" duasıdır.
Karı kocaya, ilişkiye girmeden önce Allah'ın adını anmaları, abdestli olmaları, Allah'tan kendilerine tertemiz, salih ve sağlıklı bir nesil vermesini istemeleri tavsiye edilmiştir. Yine ıstıraplı ve korkulu hâllerde ilişkiye girmemeleri, sadece birbirini düşünmeleri ve başka birisinin hayaliyle -ki bir nevi zina sayılmaktadır- ilişkide bulunmamaları tavsiye edilmiştir.
ZEHRANET