İnsanlar eşlerinin sevgi ve bağlılıklarından emin olduklarında, bu sevgiyi takdir etmemeye başlarlar. Eşleri, hayatlarındaki iş streslerini, günlük hayatın yoruculuğunu anlamaları gereken kişiler haline dönüşürler. Bu anlamda romantik ve normal kıskançlıklar, yarattığı fiziksel ve duygusal kaygıdan dolayı çiftin ilişkisini gözden geçirmesini sağlar ve eşine verdiği değeri hatırlatması açısından faydalı olabilir.
Birçok insan, kıskançlığın, bağlılığın bir göstergesi olduğu ve eğer kıskançlık yoksa bunun karşımızdakinin bizi sevmediği anlamına geldiği kanısındadır. Kimilerine göreyse kıskançlık, aşkın bir göstergesi olmaktan çok, sahip olmaya ve kontrol etme isteği duyulan şeyleri kaybetmekten kaynaklanan kaygının göstergesidir.
Örneğin, ABD`de yayımlanan Psychology Today dergisinin okurları arasında yapılan bir araştırmaya katılanlar kıskançlığı, var olan ya da olması istenen bir ilişki tehlikeye girdiğinde ortaya çıkan duygu ve düşünceler olarak tanımlamışlar. Araştırmada, yoğun kıskançlık duygusunun, genellikle ilişkiyi kaybetmekten korkmak ve bunu hayal etmek sonucu ortaya çıktığını söylemişler.
Kıskançlık duygusu, rakibin belli özelliklerine gıpta edilmesiyle artabilir, çünkü zaten dilediğimiz ama sahip olmadığımız özelliklere sahip kişileri kıskanma olasılığımız daha fazladır. Araştırmada, kadınların rakiplerinde en çok gıpta ettikleri özelliklerin çekicilik ve popülerlik, erkeklerinse zenginlik ve ün olduğu görülmüştür.
İlişkilerimize kattığı tuz biber etkisinin ötesinde kıskançlığın patolojik sayılabilecek yönüne de dikkat çekmek gerekir. İnsanda bir miktar kıskançlığın olması ve fazla aşırıya gitmemek gayet doğaldır, fakat tamamen mantık dışı aşırı kıskanmalar, insanlar da paranoyik bozukluk oluşumuna yol açar. Hastalıklı kıskançlık bir başka hastalığın habercisi olabilir, özellikle kadınlarda “takıntı”nın habercisidir.
Bazıları kıskançlığı içlerinde daha şiddetli yaşarken, bazıları da fiziksel şiddet uygulayacak boyuta vardırabilir. Sürekli olarak ihanete uğrama, aldatılma korkusuyla yaşayan kıskanç eşler, mutsuz bir hayat yaşadıkları gibi, birlikte yaşadıkları kişilere de dünyayı zehir ederler. Kendine göre kanıtlar bulan, sürekli olarak kendi kendine sorular sorup eşini takip altına alan kıskanç kişiler, intihara ya da cinayete bile teşebbüs edebilirler.
Bu noktada kıskançlık, düşük benlik saygısıyla ilişkilendirilebilir. Düşük benlik saygısına sahip kimseler eşlerinin davranışlarını terk edilme açısından yorumlamaya daha meyillidirler. İlişkilerine adeta yapışırlar, düşük benlik saygıları kadınların eşlerine daha fazla bağımlı olmalarını sağlar.
Bir araştırmada, kadınlarla erkekler arasında kıskançlık yönünden farklılıklar olduğu görülmüştür. Örneğin, genel açıdan kadınların kıskançlık duygularını daha kolay kabullendikleri, erkeklerinse daha çok inkâr ettikleri görülmüş. Kadınlar, en çok eşlerinin başka bir kadına âşık olmasını yahut beğenmesini kıskanmaktadırlar. Kadınlarla erkeklerin davranış ve duyguları açısından farklı olmadıkları, ancak kadınların, eşlerinin eşyalarını karıştırmak ya da sorular sormak gibi davranışları erkeklerden daha çok yaptıkları görülmüştür.
Ayrıca ün, zenginlik, popülerlik ve dış görünüşün çekiciliğine daha çok önem veren kadınlar, kıskançlığı daha yoğun yaşamaktadırlar.
Kıskanç annenin çocukları da kıskanç olur. Kıskançlık genetik olduğu kadar anne ve babadan öğrenilmiş davranışlar olarak çocuklarlarda da ortaya çıkar. Annesini babasından, babasını annesinden kıskanan, arkadaşlarıyla kıskançlık duyguları yaşayan çocuklar, sosyal yönden son derece uyumsuz olurlar.
Sosyal uyumu, ders uyumu, arkadaş uyumu bozulan çocuk, ruhi çöküntü sonucu depresyona girer. Kendisiyle bile barışık olamayan bu çocukların, gençlik ve eğitim yaşamları da çok zor geçer. Yazının devamında bu sorunları yaşamamak için ne yapmamız gerektiğini konu edineceğiz inşaallah
HAZIRLAYAN : ZEHRANET