Müslümanlar eğer Allah ve Resulünün bayrağı altında toplanarak tüm farklılıkları bir kenara bıraksalar, hiç şüphesiz bugün ki acınacak duruma maruz kalmayacaktı. Özelliklede son günlerde Filistin’de yaşanan olaylar, her Müslüman’ın yüreğini burkmada, İslam düşmanlarını ise -başta İsrail olmak üzere- sevindirmektedir.
Peki, Filistin halkının İsrail gibi işgalci bir düşmanı varken, niçin birbirlerini öldürmekte ve kardeşkanı akıtmaktalar?
Hamas hiç kimsenin beklemediği bir şekilde seçimlerden başarılı bir şekilde çıktı. Amerika ve Siyonist kanat Hamas’ın başarısı ve yöneticilerinin gösterdikleri başarı karşısında şaşkına döndüler. Hamas’ın bu başarısına karşın el-Fetih hareketinde çatışmalar ve çekişmeler baş göstermeye başladı. Daha düne kadar el-Fetih yönetiminin hapishanelerinde olan birçok şahıs şimdi idareyi ele geçirmişti ve bunun onlar açısından kabul edilebilecek bir tarafı yoktu. Bundan dolayı el-Fetih'in bazı ileri gelenleri durum ne olursa olsun velev Filistin halkı ekonomik darboğazın eşiğine gelse de Hamas'a karış İsrail'in de gizli desteğiyle komplolarla darbe yapılması gerektiği fikrini ön plana çıkardılar.
Hamas’ın 2006 Ocak seçimlerini kazanarak özerk yönetim parlamentosunda hükümeti kurmaya yetecek çoğunluğu elde etmesi üzerine henüz görev süresi dolmamış olan eski parlamento silahlı güvenlik organlarıyla ilgili bir kanun çıkararak bu organların tümünü İçişleri bakanlığının inisiyatifinden alıp doğrudan başkanlığa bağladı. Böyle olunca da güvenlik mekanizmasında iki başlılık ortaya çıktı. Ayrıca başkanlığa bağlı güvenlik organlarından fitnenin ana merkezini oluşturan birtakım şahısların muhtelif zamanlarda Hamas hükümetinin siyasi gücünü zayıflatma amacıyla yararlanması iki başlılığın yerini bir iki cepheliliğin alması sonucunu doğurdu.
Daha önce değişik zamanlarda ve son günlerde meydana gelen çatışmalar da bu iki cephe arasında vuku bulmaktadır. Cephelerden birinin el-Fetih diğerinin ise Hamas hâkimiyetinde olması olayların bir el-Fetih - Hamas çatışması olarak lanse edilmesine gerekçe oluşturmaktadır.
Çatışmaları ilk başlatan, işgalci Siyonist devletle doğrudan irtibatı olduğu bilinen ve el-Fetih içinde ‘darbeciler’ olarak nitelendirilen grubun başını çeken Muhammed Dahlân'ın adamlarıdır. Gazze’de ortaya çıkan ve yukarıda sözünü ettiğimiz iki başlılık İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik görevlilerinin görevlerini yerine getirmelerine engel oldu. Çünkü Dahlân tarafından yönlendirilen ve başkanlığa bağlanmış olan kolluk güçleri Tenfiz Kuvvetleri'nin, bombalama eylemiyle irtibatlı oldukları tahmin edilen kişilerin tutuklamalarını engellemek için silahlarıyla devreye girdiler.
El-Fetih yöneticisi ve Gazze'deki özel kuvvetlerin komutanı Muhammed Dahlan, Hamas’ın iktidara gelmesiyle beraber tehlikeye giren yüz milyonlarca dolarlık rantiye havuzunu korumak için, Siyonistlerle işbirliği halinde büyük bir fitne harekâtı başlattı.
Önce devlet memurlarını hükümete karşı ayaklandırarak sivil bir darbe gerçekleştirmeye çalışan Dahlan, bunda başarılı olamayınca silahlı çatışmaya girişti.
ABD ve İsrail'den aldığı silahlarla Filistin Başbakanı İsmail Haniye'ye suikast düzenlemekten ve bakanlar kurulu toplantısı sırasında hükümet binasına saldırmaktan bile geri durmayan Dahlan'ın kanlı taşkınlıkları, El-Fetih lideri ve Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas tarafından her zaman engin bir hoşgörüyle karşılandı. Hamas hükümetine alenen cephe almakta asla bir beis görmeyen Abbas, bir kere bile “Dahlan çizmeyi aştı” demedi.
Bizzat el-Fetih'in ileri gelenleri tarafından Hamas'la çatışmalara girilmesi konusunda emirler verildi, elbette bu teşviklerin sonucunda Hamas'a karşı birçok alanda silahlı saldırılar başladı. Ancak Hamas bu tepkilere karşı hikmet ve sabır kılıcıyla muamele etme yoluna gitti ve elinden geldiğince ifrata düşmekten kaçındı. Hamas içerden ve dışardan gelen tüm baskılara rağmen sabırla yoluna devam etmeye gayret etti. Uğradığı büyük zulme rağmen hep alttan alan, uzlaşma ve işbirliğinden söz eden Hamas’ın barış yolundaki bütün gayretleri boşa çıktı.
Bu işte el-Fetih’in siyasi kanadı ve başkan Mahmud Abbas önemli hata etmektedir. Siyasi kanat olaylar yüzünden hükümet ortaklığını askıya almak yerine fitneci grubun tasfiyesine, katillerin cezalandırılmasına yardımcı olmalı, Mahmud Abbas onları himayesi altında tutma işine son vermeliydi. Siyasi kanadın tutumunda işgal devleti ve ABD baskılarının rol oynadığını sanıyoruz. Ne yazık ki fitne sorunu tamamen çözülmüş değil. İsrail, ABD, Avrupa ve onların dayatmalarına boyun eğen Arap Birliği fitnecilerin dağıtılmasından dolayı oldukça endişeliler, bu yüzden de alarm durumuna geçmiş görünüyorlar.
Filistin'de fitne ateşinin söndürülmesi için ateşin kaynağının mutlaka görülmesi ve onun etkisiz hale getirilmesi gerekmektedir. Bu ateşe benzin taşıyanların nasihatlerden etkilenmeyecek, kardeşlik bağlarını koparıp atmış, dünyevi hesaplara esir olmuş, bu esaretlerinden dolayı iradelerini işgalci Siyonistlere teslim etmiş, gerçekte herhangi bir siyasi harekete de nispet edilemeyecek sadece kendi menfaatlerinin peşinden koşan mafyacılar olduklarının artık görülmesi gerekir. İşgalci Siyonist devlet Filistinlileri birbirine kırdırmayı amaçlayan fitneye sürekli yatırım yapıyor. Son olaylar üzerine bu yöndeki faaliyetlerini daha da hızlandırdı
Gazze’de yaşanan olayların beklenmedik bir şey değil ve birkaç yıl önce İsrail tarafından desteklenen Mısır’a ait bir plandı. İsrail’in en büyük hedeflerinden biri, Gazze şeridi ile Batı Şeria’yı birbirinden ayırmaktı ve son yaşanan olaylarla bu hedefe ulaşılmış olduğunu görülmektedir. el-Alem televizyonunda konuşan Ebreşi şöyle diyordu: “Şu an Hamas Gazze’yi ele geçirdi, buna karşı el-Fetih’in de Batı Şeria’yı kendi kontrolü altında tutacak. Hamas’ın Özerk Yönetim’e ait karargâhları işgal etmesi bu örgütün gerçek niyetini ortaya koyuyor. Bu şartlarda Hamas ve Özerk Yönetim’in birbiriyle hiçbir ilişkisi kalmamıştır ve bundan sonra artık Gazze’de ve Batı Şeria’da iki ayrı hükümetin kurulacak olması şaşırtıcı olmayacaktır.”
Siyonist rejim istihbarat subayı Yaacov Amidror ise şöyle diyor: “el-Fetih ve Abbas yönetimi, ekonomik kaynakları çalmakla meşgul olurken Hamas öbür taraftan askeri gücünü artırıyor ve büyük bir askeri avantaj elde ediyordu. İşte bunun sonucunda da bugünkü sonuçla karşı karşıya kaldık: Hamas Gazze'nin bütün kontrolünü ele geçirdi. En korkunç olanı da Gazze şimdi gözlerimizin önünde Lübnan gibi Hamasistan oldu. Şimdi resmen Gazze'de bir terör devleti. Yakında, Lübnan'da karşılaştığımız gibi organizeli bir gerilla savaşıyla karşı karşıya kalacağız. Uzun vadede ise, bunlar uzun menzilli füzeler ve diğer askeri güçlerle, Sdrot'tan sonra Kiryat Gat ve Ashdod'u vuracaklar. Sonunda da Hayfa'yı vuracaklar!”
Filistin’de fitne çetesinin özellikle işgal devletinin köşeye sıkıştığı yahut Filistin’de hükümetin istikrar oluşturma amacıyla müşahhas adımlar attığı dönemlerde harekete geçmesi, Siyonist devletle irtibatına işaret etmiyor mu? Bu irtibatı açığa çıkaran ilişkilerin ve görüşmelerin görüntüleri de birer belge olarak Filistin halkının dikkatine sunuldu. Fitne çetesinin işgal devleti hesabına çalıştığını ispat eden en önemli belgeler ise İsrail ve ABD tarafından bu çeteye gönderilen silahlardır. Bu silahların bazıları İçişleri Bakanlığı’na bağlı Tenfiz Kuvvetleri tarafından ortaya çıkarılarak teşhir edildi. Her şey açık olduğundan fitne çetesi bu gerçeği gizleyemiyor. ABD ve İsrail o silahları işgalci askerlere karşı kullanılması için gönderecek değil herhalde.
Gazze çevresinde gasp edilen arazilere kurulmuş Yahudi yerleşim merkezlerinde yaşanan ve gittikçe çetrefil hale gelen güvenlik sorununun yol açtığı çalkantıların tam da işgalci saldırgan devletin cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlandığı günlere denk gelmesi, Siyonist devletin başbakanını ve hükümetini ciddi sıkıntıya sokuyordu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaştığı günlerde kendi tarafında kısmen de olsa bir durulma dönemine girilmesini istiyordu. Bunun gerçekleştirilebilmesi için de çalkantıların Filistin’in içine taşınması gerekiyordu. İşte bütün bu gelişmelerin ardından Filistin içindeki katiller çetesinin yeniden fitneyi ateşlemesi ve kendilerini rencide edecek herhangi bir gelişme olmadığı halde saldırılar başlatmaları işgalci Siyonist devlet hesabına çalıştıklarının çok açık bir göstergesiydi.
Son bir aydır Filistin’de yaşananlara baktığımızda Filistin içersindeki liderlik krizinin hat safhada gün yüzüne çıktığını hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz. Yaşanalar bunun en net göstergesidir.Bu dönemde Birlik Hükümeti’nin kurulması amacıyla yapılan görüşmelerde sonuç elde edilemiyor olmasında her iki taraf da bir birlerini suçladılar. Hamas, El Fetih’i İsrail ve ABD ile işbirliği yapmakla suçlarken El Fetih ise Hamas’ı, Hamas’ın sadece kendisini düşündüğü halkını ise hiç düşünmediği noktasında suçladı. Liderlerin karşılıklı olarak birbirlerini böylesine suçlamaları ise ülkenin menfaatine değil aksine olumsuz yönde etkilenmesine neden oldu. olan Filistin’in olmayan ve olması ümidinin de gittikçe azaldığı istikrar hayallerinin çökmesine neden oldu.
Hamas, fitnenin önünü açmamak, aksine kapatmanın yollarını bulmak için fitnecilerin saldırgan tutumu karşısında sürekli itidal ve sabır yolunu tercih etti. Ateşin söndürülmesi amacıyla her keresinde ateşkes için yoğun çaba harcadı. Ama fitneciler öylesine azıttılar ki artık çıkardıkları yangınlara su yetişmez, saldırgan tutumlarının yol açtığı çatışmalara ateşkes para etmez oldu. Bunun üzerine Başbakan İsmail Haniyye’nin evine ikinci kez füze saldırısı düzenlemeleri, işgal devletinin öldürülecekler listesine aldığı kişilere cinayet teşebbüsünde bulunmaları, üzerine Hamas’ın askeri kanadı ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri operasyon başlatarak fitnecilerin askeri noktalarını kontrol altına alma kararı verdiler.
Sonuçta, Filistin’in son bir ayı bizlere bir kez daha Filistin’in liderlik noktasında ne kadar büyük bir eksiklik içinde olduğunu göstermiştir. net olan bir şey ideolojik farklılıklar bazı temel kavramlar noktasında beraberliği engellemektedir. Bu beraberliğin olamaması da İsrail’in işine yaramaktadır. İsrail bunun ciddi anlamda farkındadır ve birliğin oluşturulmaması için elinden ne geliyorsa yapmaktadır. El Fetih’e İsrail tarafından yapılan silah yardımlarını hatırlayalım ya da Filistin içindeki işbirlikçilerinin İsrail’e hizmetlerini. İsrail kendi menfaatleri doğrultusunda Filistin içindeki dengeleri bozma adına ne gerekiyorsa yapmaktadır ve son gelişmeler bunda ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir.
Keyhan gazetesi
Muhsin Algar
ÇEVİRİ : ZEHRANET