Duygu, içinde haz ve elem özelliği bulunan ruhsal olaylar şeklinde tanımlanmaktadır. Hoşa giden hâle haz, hoşa gitmeyen hâle de elem diyoruz. Duygular, bilincin etkisi olmadan iç ve dış olaylara bir tepki olarak beliren ve çoğu zaman dil ile anlatılması güç olan hoş yahut nahoş ruhsal olaylardır.
Duygular çeşitli şekilde sınıflandırılmışlardır. Bunların en temeli, duyulara bağlı olan, ağrı, acı, tatlı, hoş veya hoş olmayan koku, soğuk ve sıcaklık arasında uyanan duygulardır. İkinci olarak içgüdüsel duygular gelir, örneğin, isteksizlik, korku, sevgi, endişe, dehşet, yılgınlık, haset, ilişki kurma, araya mesafe koyma, para ve mal sevgisi, makam ve şöhret sevgisi, kin, adalet, eşitlik, fedakârlık, yardımlaşma, merak bunlardan bazılarıdır. Bunların dışında bir de din, ahlâk, estetik vb. yüksek duygular vardı.
Her insan duygularını paylaşacak, sevinçlerine ve üzüntülerine ortak olacak, onu dinleyip, anlayacak birisinin olmasını ister. Tabii ki çocuklarımızda bu özelliğe sahipler, onlarda bizim gibi anlaşılmak, duygularını ifade etmek isterler.
Çocuğun duygularını ifade etmesine fırsat vermek çok yararlıdır, bu bir çeşit paylaşımdır.“Sevinçler paylaşıldıkça çoğalır, üzüntüler paylaşıldıkça azalır.” sözü bunu çok güzel ifade etmektedir. Bazıları açı veren, üzüntü kaynağı olan duyguları içe atmakla, onları unutmaya çalışmakla kurtulacağını zannederler, hâlbuki duygular ancak dile getirildiği takdirde azalır ve acı vermesi son bulur. Bu yüzden anne- baba çocuklarının duygularına önem vermeli, onlarla aralarında duygusal bir bağ kurmalı, dinlemeli böylece duygularını paylaşmalarını sağlamalıdırlar.
Çocuklar en fazla anlaşılmamaktan şikâyetçidir, çocuklarını dinleyen anne babalar, onları anladığını ve duygularını paylaştığını söz ve davranışlarıyla belli etmelidir. Böylece, çocukla onu dinleyen arasındaki sevgi daha da artar. Fakat ne yazık ki, toplumumuzun bazı kesimlerinde çocukların aile içinde konuşmasına izin verilmemekte, “çocuklar büyüklerin yanında konuşmaz”, “büyüklere cevap verilmez” “çok saygısızca” denilerek çocukların lafları ağızlarına tıkılmakta.
Bizler, bu yanlışlara düşmeyelim. Aksi takdirde çocuk içine kapanık yahut çok hırcın olacaktır, büyüdüğünde sosyal olamaz ve kendini ifade edemez. Çocuklarda duyguların ifade edilememesi durumunda onların daha ileriki hayatlarında tedavisi gereken psikolojik sorunlara yol açabileceği bilinmelidir.
Duygular da tıpkı düşünceler gibi hiçbir kısıtlamaya, engele uğramadan oluşur. Örneğin, her çocuk zaman zaman öfkeli olabilir. Öfke duygusunu kontrol etmesini, öfkelenmemesini istemek anlamsız ve yanlış bir tutumdur. Bu konuda, ancak duyduğu öfkenin toplum karşıtı bir takım davranışlara dönüştürülmesi için ebeveyn çaba sarf etmeli ve öfkenin doğurduğu sonuçların önünü almaya çalışmalıdır.
Çocuklara duygularını dile getirmeyi öğretirken, başkalarının da duyguları olduğunu mutlaka öğretmelisiniz. Çocuklar, başkalarının duygularına da saygı duymayı öğrenmelidirler. Ancak, okulöncesi çağdaki bir çocuktan başkalarının duygularına karşı saygılı olmasını beklemek, yersiz bir beklenti olur. Duyguları dışa vurmanın uygun yeri ve zamanı olduğunu, kimi zaman da başa dert açmamak için duyguları açığa vurmamak gerektiğini çocuğa öğretmek için 6 yaşını beklemek gerekir.
Onlarla beraber olabileceğiniz, yoğunlaşabileceğiniz bir zaman ayırmanız gerekmektedir. İşiniz zamanınızın çoğunu alıyor olabilir. Ancak önemli olan, her türlü önemsiz işi programlamak değil, önemli işlere öncelik vermeye çalışmaktır. Çocuğunuzla ilişkinize bir bakın. İlişkiniz, hep ondan beklediğiniz davranışlar, onun yaramazlıklarını engellemeniz, onu azarlamalarınız şeklinde mi? Eğer onun hep olumsuz yanlarıyla ilgileniyorsanız, çocuğunuz ergenlik çağına geldiğinde karşınıza pek çok sorun çıkarsa şaşırmayın. Çocuğunuzla ilişkilerinizin büyük bölümü, ortaklaşa zevk aldığınız zamanları içeriyorsa, doğru yoldasınız demektir. İlerde çocuğunuzla birtakım sorunlar yaşamak istemiyorsanız onunla iyi bir ilişki kurun.
Yapılan bir yanlış da sadece olumlu duygularımızı ifade etmeye fırsat vermek, olumsuz duygularımızı göstermeyi yasaklamaktır. Örneğin, çocuğun, “annecim seni çok seviyorum” demesine bir şey demezken, “seni hiç sevmiyorum” demesine büyük tepki gösteririz. Bunun sonucunda, olumsuz duygularını hayat boyu hep içinde saklamak zorunda kalır. Bırakın çocuğunuz güzel veya kötü tüm duygularını dile getirsin, paylaşsın.
Kendine güveni olan, ruhsal yönden sağlıklı çocuklar yetiştirmek için, anne babalar çocuklarının duygularını açığa vurmalarına imkân tanımalıdırlar. Ne yazık ki, çoğunluk hiç böyle olmaz ve anne babaların çoğu, çocuklarının duygularını diledikleri gibi dile getirmelerine izin vermezler. Anne babanın, çocuğun duygularını kısıtlamaya kalkışması, sadece “olumsuz” gördükleri duygular için söz konusudur. “Seni öyle çok seviyorum ki anneciğim.” diyen hiçbir çocuğa annesi tutup da “Sakın bir daha böyle konuştuğunu duymayayım.” demez. Hâlbuki “olumlu” duyguların açığa vurulmasına nasıl imkân tanınıyorsa, “olumsuz” sayılan öfke, korku, utangaçlık, acı, güvensizlik gibi duyguların da açıklanması, çocuğun bu duyguları aşması yönünden yararlı ve gereklidir.
Kabul edilmesi gereken şudur ki, insan ilişkilerinde sevgi ile nefret, bağımlılık ile düşmanlık, başarı ile endişe duyguları daima yan yana bulunmaktadır. Duyguların duyulması normaldir. Normal olmayan bu duyguların yol açtığı aşırı davranışlardır. Davranışların iyi olanları övülmeli kötü olanları yerilmelidir ki, onların olumlu yönde yönlendirilebilmeleri mümkün olsun. Örneğin, herkeste bulunan kıskançlık duyguları nedeniyle, çocuklara, kardeşlerini kıskanmamalarını söyleyecek yerde, bu duyguları ile nasıl baş edebileceklerini öğretmek, yaradılışa daha uygun bir yöntemdir. Bu yol büyükler için belki zordur, çocukla daha fazla meşgul olmayı gerektirir, fakat çocuklar için ve ailenin bütününün mutluluğu için gereklidir.
Çocuklar sadece duygularını dile getirmeye değil, aynı zamanda anne babalarının bu duyguları anlamalarına da muhtaçtırlar. Korktukları, çaresiz kaldıkları, öfkelendikleri zaman bu duygularını anladığınızı nasıl aktaracaksınız? “Şu anda neler duyduğunu çok iyi anlıyorum.” demek kolay ve yetersiz bir yoldur. Çocuğu inandırmak için daha etkili bir yol vardır ki, buna “duyguları yansıtma” yöntemi diyoruz. Bu yöntemi uygulamak için, karşınızdakinin duygularını, kendi ağzınızdan, kendi anlatımınızdan bir ayna gibi yansıtacaksınız. Ufak çocuklarda bunu yapmak çok daha kolaydır, çünkü onun kullandığı kelimeleri hemen hemen aynen tekrarlamanız yeterli olacaktır. Diyelim ki, iki yaşındaki çocuğunuz geldi ve “Ablam bana vurdu.” diye yakındı. “Ablan vurmaz sana, ne ayıp” diyeceğiniz yerde, “Vay demek ablan vurdu ha.” diyerek onun öfkesini karşılayabilirsiniz. Böylelikle, hem onun duygularını anladığınızı ve paylaştığınızı belirtmiş olursunuz, hem de çocuğunuzun bu duyguları aşmasına yardım edersiniz.
ÇEVİRİ : ZEHRANET
Raziye Muhammedzade
Pertov Gazetesi