Doktora gittiğimizde birtakım sorularla karşılaşırız. Hastalığın veya rahatsızlığın türüne göre soruların tipi de değişmektedir. Eğer yüksek tansiyon rahatsızlığımız var ise; “Kilonuz nedir?”, “Başınız ağrıyor mu?”, “Tuzlu–yağlı–hamur işi çok yer misiniz?”, “Egzersiz yapıyor musunuz?” türünden sorulara muhatap oluruz. Ancak, genelde sorulan sorular, hep fizikî hayatımızla, bedenimizle ilgili olmakta; ruhî yapımız ihmal edilip, sosyal bir varlık olduğumuz unutulmaktadır. Tıp ve psikiyatrideki gelişmelerden de biliyoruz ki, birçok hastalığın temelinde psikolojik ve ruhî sebepler bulunmaktadır.
Archives of Internal Medicine (İç hastalıkları arşivi) adlı bilimsel derginin 11 Aralık 2000 tarihli sayısındaki bir makaleye göre mutsuz ve problemli evlilikler, insanda hipertansiyon sebebi olabilmektedir. Bilindiği gibi hipertansiyon, modern dünyada en çok öldüren hastalıklar listesinin ön sıralarında yer almaktadır. Bu çalışmadan sonra doktorlar herhalde hastalarına sordukları sorularda bir takım değişiklikler yapacaklardır. Meselâ şu sorular sorulabilir:
Eşinize en son ne zaman çiçek aldınız?
Ailenize yeterince zaman ayırıyor, onlarla hoş vakit geçiriyor musunuz?
Çocuklarınızı öpüyor musunuz?
Akraba ve eş dost ziyaretlerini ne kadar sıklıkla yapıyorsunuz. Veya ihmal mi ediyorsunuz?
Çevrenizdeki insanlarla hediyeleşiyor musunuz?
Birine en son ne zaman hediye aldınız? Veya size en son ne zaman bir hediye verildi?
Dr. Baker’e göre insanlarla iyi ilişkiler kurulması ve insanlardan gelen sosyal destek, kan basıncını düzenlemektedir. Kalp damar sistemi başta olmak üzere insan vücudu, sosyal destek konusunda çok hassas olup, anında ve doğrudan cevap vermektedir. Bir kaç misalle açarsak: Psikolog Goleman’a göre stresli insanlar sakin insanlara göre iki kat daha fazla gribe yakalanmakta, karamsar ve inatçı insanların hayatlarında astım, ülser ve kalp rahatsızlıklarına yakalanma riski 3 kat daha fazla olmaktadır. Ayrıca depresyon, kansere zemin hazırlamaktadır. Uyluk kemiği kırılan yaşlılar neşeleri yerinde ise üç kat daha hızlı iyileşebilmektedir. Hastalığını kabul edip problemleri hakkında konuşan kanser hastaları da, hastalığını kabullenemeyen ve konuşmayanlara nazaran daha çabuk iyileşmektedirler.
Dr. Miner’e göre kızdığımız zaman tansiyonumuz 6 derece artar. Bunun kalbimiz üzerindeki zararlı tesiri oldukça yüksektir. Kalbimiz, karşılaştığımız insanlar arasında, duygularını kontrol edebilen neşeli ve huzurlu olanlardan hoşlanır.
Merhum Allame Tabatabi’ye göre; kibir/gurur/kendini beğenmişlik birçok tedavisi mümkün olmayan fiziksel hastalıklardan daha kötüdür, zira mesela kanser insanın 60–70 yıllık ömrünü yok ederken; kibir insanın sonsuz hayatını mahveder. başka bir büyük düşünüre göre ise; kızgınlık, kıskançlık, öfke, haset ve tamah gibi kötü duygular, kanserden daha tehlikeli manevi tümörlerdir. Bu tür hastalıklar, insanın enerjisini tüketir, verimliliğini azaltır, beden sağlığını bozar, huzur ve mutluluğunu engeller.
Dr. Baker’ın yukarıdaki araştırmasından şu sonuç çıkmıştır: “Mutsuz evlilikler, sağlık için zararlıdır.”
Kanada Sağlık Araştırma Enstitüsü uzmanlarına göre ise, tansiyon hastaları için reçetelere yeni tedaviler yazma zamanı gelmiştir. Mutsuz evlilikler için tedavi programları bir çare olarak görülmektedir. Bunlardan biri; evlilik danışmanlığıdır. Bazı hekimlere göre bu inanılmaz bir keşiftir.
Kuran’ın “Karı koca arasında bir mesele olursa, bir hanım tarafından bir de erkek tarafından iki hakem belirleyip meseleyi çözersiniz.” (Nisa–35) şeklindeki tavsiyenin, yaşadığımız hayatın gerçeğine ne kadar uygun mucizevî bir reçete olduğunu böylece görmüş oluyoruz.
Muşavere Der Ainei İlm Ve Din, Ali Naki Fakihi
ÇEVİRİ . ZEHRANET