Bir süre sonra Sa'lebe tekrar geldi ve “Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, bana mal verirse, kesinlikle her hak sahibine hakkını veririm, insanlara, fakir fukaraya yardım ederim” dedi. Allah Resulü (s.a.a) yine buyurdu: “Ben peygamberim, eğer dua edersem Allah anında taşı toprağı benim için altına çevirir, fakat ben onun razı olduğuna razıyım ve verdiğiyle kifayet ediyorum, sende böyle yap.”
Fakat Sa’lebe çok dünyaya düşkün, zengin olma heveslisi birisiydi, yine peygamberin huzuruna gelerek üçüncü defa zengin olması için dua istedi ve Allah Resulü de (s.a.a) bunun üzerine dua etti: “Allah’ım Sa’lebe'ye kendi hazinenden bol rızık ver.”
Peygamber efendimizin duası kabul oldu. Sa’lebe koyunculukla uğraşıyordu, Allah Resulü’nün duasından sonra koyunları çoğalmaya, malı bereketli olmaya başladı, öyle ki koyunlarının çokluğundan artık şehirde kalamaz oldu, bunun içinde şehir dışında büyük bir yer yaptırarak oraya taşındı.
Peygamberin arkasında cemaat namazını kılan Sa’lebe, bir süre sonra cemaat namazını bırakmış ve sadece cumalara gelmeye başlamış, aradan biraz zaman geçtikten sonra malının çoğalmasıyla Cuma namazını da bırakmıştı.
Resulullah (s.a.a) Sa’lebe'yi sordu, niçin artık gelmediğini öğrenmek istedi, ashap: “Malı çoğaldı, şehre sığmaz oldu, bu yüzdende şehir dışında yaşamaya başladı” dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.a) üç defa “Eyvah, yazıklar oldu Sa’lebe'ye” diye buyurdu.
Daha sonra Allah tarafından Hz. Resulullah'a (s.a.a) zekât ayeti nazil oldu, halktan zekâtın alınarak ihtiyaç sahiplerine verilmesi gerektiği emri geldi. Bunun üzerine Peygamber, ashabından bazılarına nelerde ve ne kadar zekât toplayacaklarını öğreterek ülke geneline gönderdi.
Zekât toplayanlar Sa’lebe'ye gelerek, Resulullah (s.a.a) tarafından gönderildiklerini ve zekât vermesi gerektiğini söylediler. Sa’lebe çok sinirlendi: “ Ben kâfir miyim, sizin bu yaptığınız Yahudi ve Hıristiyanlardan aldığınız cizyeden bir farkı yok. Bu cizye de neyin nesi oluyor? Bu istediğiniz şey cizyenin kendisi değilse bile kardeşidir. Hele siz şimdi gidin de ben bir düşüneyim” dedi.
Peygamberin (s.a.a) görevlileri Selemi kabilesinden olan başka bir zenginin yanına gittiler ve ona Allah tarafından gelen emri bildirdiler. O Sa’lebe'nin tam tersi güler yüzle karşıladı ve “eğer Allah Resulü (s.a.a) buyurmuşsa tabii ki itaat edeceğiz” dedi ve o güzel develerini seçerek, Allah yolunda zekât olarak verdi.
Zekât toplayanlar dönüşte tekrar Sa’lebe'nin yanına geldiler ve yeniden zekât istediler, ama o yine aksi davranarak zekât vermekten imtina etti. Bunun üzerine durumu Peygambere bildirdiler. Allah Resulü zekât veren hakkında çokça dua etti, Sa’lebe hakkında ise “yazıklar olsun Sa’lebe’ye, yazıklar olsun” diye buyurdu.
O esnada yüce Allah tarafından şu ayet nazil oldu: “İçlerinden bazıları da Allah'a şöyle ant içti: Eğer Allah, lütfünden bize verirse, elbette sadaka dağıtacağız ve elbette iyilik ve barış için çalışanlardan olacağız. Fakat Allah lütfünden onlara (zenginlik) verince, onda cimrilik edip (Allah'ın emrinden) yüz çevirerek sözlerinden döndüler. Allah'a verdikleri sözden caydıkları ve yalan söyledikler gerekçesiyle Allah, karşısına çıkacakları güne kadar kalplerine münafıklığı yerleştirdi.” Tevbe-75.
Bu ayetin Sa’lebe hakkında nazil olduğunu duyan yakınlarından biri hemen Sa’lebe'nin yanına gitti ve ona ne kadar kötü bir iş yaptığını Allah Resulü’nü (s.a.a) üzdüğünü ve Allah'ın onu kötüleyen ayeti indirdiğini söyledi.
Sa’lebe çok üzüldü, Peygamberin yanına vardı, özür dileyerek zekât vereceğini söyledi, ama Resulullah “sana gerçekler açıklandı, oysa sen zekâta cizye dedin, bu yüzden artık kabul edemem” buyurdu ve Sa’lebe'den zekât almadı.
Bir süre sonra Allah Resulü (s.a.a) vefat etti. Sa’lebe birinci halifenin yanına gelip zekât vermek istedi, fakat oda “Resulullah (s.a.a) kabul etmediyse ben hiç kabul edemem” diyerek zekât almadı. İkinci ve üçüncü halifelerde Sa’lebe'nin zekâtını kabul etmediler ve böylece Sa’lebe büyük bir utanç içinde öldü.
Ebul Futuh Razi’nin tefsiri, Tevbe süresi,75. Ayetin açıklamasında.
HAZIRLAYAN : ZEHRANET