|
Adı: Ali.
Lâkapları: Rıza, Sabır, Fazıl, Vefiy, Reziy, Veliy, Zekiy.
Künyesi: Ebu’l-Hasan.
Babası: Aziz babası İmam Musa b. Cafer (a.s).
Annesi: Tüktem, Necme, Tahire ve Selame isimleriyle tanınan abide ve çok takvalı bir hanımdır.
Doğumu: Hicretin 148. yılı, Zilkade ayının 11’de Medine’de dünyaya geldi.
Zamanın Halifeleri: Harun Reşit, Emin, Memun.
İmamet Süresi: Yirmi yıl (183 – 203).
Şahadeti: Hicretin 203. yılı, Sefer ayının sonunda, 55 yaşında iken Memun'’un eliyle şahadete erişti.
Mübarek Kabri: İran’ın Meşhet şehrinde.
Çocukları: İmam Rıza’nın (a.s), “Cevad” lâkabıyla tanınan “Muhammed” isminde sadece bir oğlu vardı; o da ehlibeyt mektebinin 9. İmam’ı olan Muhammed Taki’dir (a.s).
On dört masumun onuncusu ve imamların sekizincisi olan İmam Rıza (a.s),Peygamber efendimizin (s.a.a) hicretinden 148 yıl sonra Zilkade ayının on birinde Medine şehrinde dünyaya geldi. Babası yedinci imam Musa-i Kazım’dır (a.s).
Annesi Tüktem hanımdır, kendisi imam Caferî Sadık'ın eşi olan Hamide’tül Musaffa’nın cariyesi idi. Hamide ona hayranlık ile bakıyor, çok değer veriyordu, çünkü Tüktem güzel ahlâklı, iyi huylu, dindar ve üstün edebe sahip birisiydi. Bu yüzden de oğlu imam Kazım ile evlendirdi.
Tuktem İmam Rıza’yı (a.s) dünyaya getirdiği zaman, imam Kazım onun adını “Tahire” olarak adlandırdı.
Hz. İmam Rıza’nın annesinin adının “Sekenen Nevbiyye”, “Erva”, “Necme” ve “Ümmü’l Benin” olduğunu da söyleyenler olmuştur.
İmam Rızanın annesi şöyle diyor: “Oğlum Ali'ye hamile kaldığım zaman onun ağırlığını hissetmiyordum. Uykudayken karnımdan tesbih (süphanallah), tehlil (la ilahe illallah) ve temcid zikirleri duyuyordum. Bu ses beni korkutuyordu. Uyandığımda ise bir şey işitmiyordum. Onu doğurduğum zaman, iki elini yere koydu, başını göğe doğru kaldırdı, dudaklarını da hareket ettiriyordu; sanki bir şeyler söylüyordu. Babası Musa bin Cafer (a.s) yanına geldi ve bana “Necme! Rabbinin bu bağışı sana kutlu olsun” diye buyurdu. Sonra onu beyaz bir bezde İmam Kazım’a verdim. Sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okudu. Sonra Fırat suyu istedi, ondan damağına sürdü, sonra onu bana geri verdi ve: Al onu. O, yeryüzündeki “Bakiyyetullah”tır (Allah'ın bâki bıraktığı hüccettir), buyurdu.”
İmam Kazım (a.s) bu yenidünyaya gelen oğlunun adını Ali koydu, fakat herkes tarafından “Rıza” olarak tanınmaktadır. Bu lâkapla anılmasının nedeni, imam Taki’den (a.s) nakledilen bir rivayette şöyle bildirilmektedir:
“İmam Rıza (a.s) değerli babasının gölgesi altında büyüdü. O Hazretin ilim, bilgi, ahlâk ve terbiyesi babalarından miras kalmıştı. Bu bakımdan rehberlik, önderlik İmamet makamını en iyi şekilde öğrendi ve sahip olduğu ilim ve bilgi ile Ehl-i Beyt mektebinin önderliğini üstlendi.
İmamın en belirgin özelliği üstün ahlâkıydı. İbrahim b. Abbas şöyle diyor: Ben İmam Rıza’nın (a.s) herhangi bir kelimeyle birisini incittiğini ve bir adamın sözünü yarıda kestiğini kesinlikle görmedim. İmam Rıza (a.s) hiçbir kimseyi, gücü dâhilinde olduğu ihtiyaçları karşılamaksızın geri çevirmezdi, ayaklarını kimsenin önünde uzatmazdı, onun karşısında bir yastığa dayanmadı. Onun hizmetçi ve kölelerden birine hakaret ettiğini ve ağız suyunu yere attığını kesinlikle görmedim. Kahkahayla güldüğü görülmezdi, gülmesi tebessüm idi.”
Sözleriyle İmam Rıza (a.s)
“İmamet; dinin yuları, Müslümanların düzeni, dünyanın ıslahı ve müminlerin izzetidir. İmamet; İslâm’ın gelişen kökü ve yücelen dalıdır. İmam ile namaz, zekât, oruç, hac ve cihat kâmil olur, ganimet ve sadakalar çoğalır, had (şer’î ceza) ve hükümler uygulanır, hudut ve sınırlar korunur.”
“Mümin, kimselerde bu 3 haslet bulunmalı: Rabbinden bir sünnet, Peygamberinden bir sünnet, İmamından bir sünnet. Rabbinden olan sünnet, sırrını başkalarından gizlemektir. Nitekim yüce Allah buyurmuştur ki: “Gizlileri bilendir, gizlileri razı olduğu elçilerden başka bir kimseye bildirmez.” Peygamberden olan sünnet, halkla iyi geçinmektir, zira Allah Peygamberine: “Halkın yanlışlıklarını af ve onları iyi iş yapmaya emret” diye buyurarak halkla iyi geçinmesini emretmiştir. Velisinden olan sünnet ise sıkıntı ve zorluklarda sabırlı olmaktır.”
“Namazın felsefesi; Allah’ın rububiyetine ikrar etmek, şeriki olmadığını belirlemek, onlara itiraf ederek Cebbar olan Allah’ın önünde huzu ve huşu içerisinde durmak, geçmiş günahların affedilmesini dilemek, Allah’ın büyüklüğü karşısında günde beş defa yüzü yere koymak, unutmamak ve azmamak için Allah’ı sürekli anmak, O’nun huzurunda kendini hor ve hakir görmek, din ve dünyayla ilgili nimetlerin artmasını da talep etmektir. Üstelik namaz, mevlâ, yöneten ve yaratanı unutarak azmamak ve haddi aşmamak için insanı, gece gündüz sürekli olarak Allah’ı hatırlamaya iter. Namazda Rabbini anması ve O’nun huzurunda durması, onu her çeşit günah ve fesattan alı koyar.”
“Hediye, kinleri gönüllerden giderir (öyleyse hediye verin).”
“Kıyamet günü bana en yakın olanınız, ahlâkı en güzel ve ailesi için en hayırlı olanınızdır.”




|