İmam Sadık (a.s)'ın zamanında Medine'de yılın birinde kuraklık baş göstermişti. Durum çok kötüydü. Bilindiği üzere kuraklık olduğu zaman halk tedirgin olur ve erzak toplamaya başlar. Hatta tedbir olsun diye ihtiyacının iki katını depolar. İmam Sadık (a.s) hizmetçisinden, "evde erzağımız var mı?" diye sordu. O da "evet, bir yetecek kadar erzağımız var" diye cevap verdi.
Hizmetçi, zor bir yıl geçirdiğimiz için İmam (a.s) diyecek ki git bir yıllık daha erzak depola, diye düşünüyordu kendi kendine belki de. Oysa tam tersine oldu. İmam Sadık (a.s), ne kadar buğday varsa götürüp, hepsini satmasını söyledi. Hizmetçi:
-Haberiniz yok mu? dedi, bunları satarsak bir daha alamayız.
İmam (a.s)
-Halk ne yapıyor? diye sordu.
Hizmetçi:
-Ekmeklerini her gün dışarıdan (fırından) alırlar. Dışarıda da arpayla buğdayı birbirine karıştırıp onunla yada sadece arpayla ekmek pişirirler.
Diye cevap verdi.
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdu:
-Buğdayları satacaksın! yarından itibaren bize de dışarıdan (fırından) ekmek alacaksın. Çünkü öyle bir durumdayız ki kimsenin bir şeyi kalmamış. Halkın bizim gibi buğday ekmeği yemelerini sağlayamayız. Çünkü şartlar uygun değil, ama biz kendimizi onların durumuna getirebiliriz. En azından onların derdine ortak olalım ve komşumuz desin ki "Ben arpa ekmeği yiyorsam, İmam Sadık (a.s) da maddi gücü varken buğday ekmeği yerine arpa ekmeği yiyor." Neden böyle yapıyoruz? Başkalarının derdine ortak olmak için
ZEHRANET