KATEGORİLER

FOTO GALERİ

Kuranda adı geçen hayvanlar
Resimlerle Irak
Kur an Albümü
Yorumsuz
Aziz İmam (r.a)
Kuranda adı geçen bitkiler

ANKET

Yönetici :..

Obamayı Nasıl Değerlendiriyorsunuz?

Seçenekler
Buş gibi olacak
Buşu aratacak
Dünya için iyi adımlar atacak

Sonuçları Göster

BOYKOT

 

SİTENİZE EKLEYİN

REKLAM

Sitenize Ekleyin

 

 
 
Prof. Dr. Kenan Demirkol, Akıllı Beslenmenin Matematiğini Anlattı
 
 
"Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!"

19/04/2008



   Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün "kibrit kutusu kadar"
 reçeteleri çöpe atın! Prof.Dr. Kenan Demirkol, A'dan Z'ye akıllı
 beslenmenin matematiğini anlatıyor... Şeker, vücudumuzu, demir paslanır
 gibi paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında
 yaşlandırıyor. Şekeri, gıda sanayiinden söküp atmak zor ama, işe
 evlerimizin kapısından başlayabiliriz!
Prof. Dr. Kenan Demirkol genel cerrah. Muayenehanesinin kapısında "prof."
 yazmıyor. "Ben üniversitede hocayım, burada hekim" diyor. Söz bir ara
 "kronometreli doktorlara" geldiğinde, yani 15 dakika muayene süresini
 aşınca ikinci vizite ücretini alanlara çok şaşırdı. Çünkü kendisi saat
 takmıyor, "dalgınlıkla saatime bakar da hastayı tedirgin ederim" diye.
 Uzmanlık alanı, beslenmeyle yakından ilgili olan sindirim sistemi
 organları. Ancak Demirkol bir "akıllı beslenme" uzmanı. Bunu bir insanın
 tüm bedenine ilişkin olduğu kadar, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla da ele
 alıyor. Peki beslenme nedir? İlk aklımıza gelen, şişmanlık-zayıflık.
 Özellikle kadınlarda modasına göre sıfır bedenle, 90-60-90 arasında değişen
 ölçülerde olmak ya da olmamak. Doğru mudur? "Kibrit kutusu kadar"
 reçetelerini bir yana bırakıp, Demirkol'a: "Neden düşmandır şu ünlü üç
 beyaz?" diye sorduk. O, şekerle başladı.


 "ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ PARALEL"


 DEMİRKOL- Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan
 kronik, aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı
 sorunu haline gelmiştir. ABD'de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65'i ya
 şişman ya daha da ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp hastalığı,
 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği
 bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa,
 yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.
 Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa'da ortaya çıktı,
 soğuk iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi,
 toplumların şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış
 eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir örtüşüyor. Çünkü; şeker
 sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan
 kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. "Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi
 başka yerden kısarım" demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker almasına
 gereksinim yoktur.


 "12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR"


 - Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli miktarlarda yemeleri doğru
 değil mi?
 - Asla doğru değil.
 - Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?
 - Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar. Şeker sadece
 meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze
 ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o
oranda olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış.
 Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor.
 Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor. Şimdi 100'lerdeyiz, 120'de
 şeker hastalığı. Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir doğumsal
 genetik özelliklerle alakalı tip 1 diyabet. Bir de edimsel tip 2 diyabet.
 Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar.
 Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60'lı yaşlarda görülmesi beklenir. Ama
 şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diyabet var. Sağlıklı beslenmede
 şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığıdır.


 "KANSER HÜCRESİ DE ŞEKERLE BESLENİYOR"
 - Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu?
 - Doğru. Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden vücut
 elde ediyor. Kanser hücresi de şekerle besleniyor. Özellikle kemoterapi
 gören asla şeker yememeli.
 Şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker 'sakaroz', iki
 ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez
 vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır.
 Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı
 olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla miktarda
 şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen
 alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan
 vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler
 yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla
 şeker, insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına
 götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır. Orası da
 sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü. İnsülin bu şekeri alacak ve yağa
 dönüştürecek. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik
 bölgelerinde yağlanmalara sebep olacak. İnsülin salgılandığı için bir de
 tokluk hormonu salgılanır. Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede
 tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş olur.
 Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır.
 Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda
 metabolize edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor.
 Bu da 30 gram şekerdir. Günde bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite
 dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar
 sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika'da
 alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan
 karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.


 "MEYVE YİYORSAN, ŞEKER YEME"


 - Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek.
 - Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır.
 İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki
 çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik
 yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz bir takım vitamin
 ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.
 - Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi?
 - İncir ve muz en çok şeker içerenler. Ama onun dışındaki meyveler aşağı
 yukarı aynı.

-         Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi? Bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl

 başaracaklar bunu?


 "HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ…"


 - Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben böyle ve de çok
 keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak
 mümkün.
 - Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.
 - Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz. Tıkıyoruz
 ahırlara "şunu yiyeceksin" diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.
 - Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yerdi.
 Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider yermiş
 ilaç niyetine.
 - Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi bütün o rambo
 görüntüsüyle Amerika'da en aklı başında valilerden biri oldu. İki büyük
 atılımı oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı. İki;
 patates cipsinin üzerinde, "öldürücüdür" yazısı konuyor.


 AMERİKA'NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE…


 - Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz?
 - Yok, bir konu daha var. Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde etmek.
 1920'li yıllarda Amerikan başkanı "benim köylüm mısırdan kalkınacak"
 fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi. Göz
 alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır ekiminin yüzde 40'ı Amerika'dadır.
 Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince
 değerlendirme yolları arandı. Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti.
 Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine. Artık şeker
 endüstriyel. Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz. Ama her türlü dondurma,
 meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp dökmüyor. Kartal'dan fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor.


 KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI

 

 - Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp çiziliyor.
 - Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye ulaşmanın en zor
 olduğu çağdayız. Çünkü, ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine
 binmiş durumda. O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor
 olduğu dönemi yaşıyoruz.
 Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi

 hasta ediyor. Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı
 oksitlenmedir. Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır. Birtakım
 gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler alırız. Örneğin,
 üzüm çekirdeği. Gerçekten bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını
 belirleyen, hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör. Bakın
 bir kolesterol furyası aldı gidiyor. Kolesterol anne sütünde, yeni bir
 hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada bolca var. Demek ki insan
 hayatının gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var. Bakıyorsunuz
 kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı.


 "KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ"


 - Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor. Bunun modası olur mu?
 - Bakıyorsunuz LDL 130'a kadar normalde. Üç sene sonra 100, şimdi de 60
 olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masum.
 Bizler suçluyuz. Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz
 trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor . Yağsız kuzu şiş
 yediğinizi varsayalım, yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi
 yeseniz bir zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız kolesterolü,
 meşrubattan aldığınız şeker trigliserite dönerek oksitlediğiniz için damar
 sertliği oluşuyor. Biz insanlara "kardeşim kolesterol zararlı değil. Ama
 oksitlenmesine izin verme" diyeceğimize, ilaç firmaları kolesterolü
 düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici
 maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan
 mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt.
 Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde
 yapay beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim
 ineğimiz merada otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal
 yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak.


 ANTEP YUVALAMASININ FAYDALARI


 - Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, süt yapacak da kaç
 kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez mi tüm bunlar?
 - Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep böyle aldatılıyoruz.
 "Dünya nüfusu aç. Dünyayı besleyebilmemiz için yapay gübreye, yapay yeme
 ihtiyacımız var." Hayvansal proteini, tek kaynak olarak görürseniz
 haklısınız. Ama insan ekmek yerken bile protein almış oluyor. Hububat,
 baklagillerde bile protein var. Şimdi doktorlar bunu okur okumaz itiraz
 ederler. Derler ki "Esansiyel amino asitler vardır". Yani hayvansal gıdada
 var olan, vücudun üretemediği mutlaka dışardan alınması gereken bazı
 protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin; mercimekli bulgur
 pilavı yaptığınızda bulgurda eksik olanı mercimekten, mercimekte eksik
 olanı bulgurdan alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni
 gördüm, bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla birlikte pişiriliyor.
 - Antep yöresinin yuvalaması gibi..
 - Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini tamamlıyorlar. Tam
 ete eşdeğer protein almış oluyorsunuz. Makro nutrientler yağ, protein ve
 karbonhidrattır. Mikro nutrientler ise vitaminler, mineraller, enzimlerdir.
 Bizim süte kalsiyum açısından ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir
 hayvanın sütüyse içinde bulunan omega-3'e ihtiyacımız var. Türkiye'de
 biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et
 doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az
 özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı
 değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten. Ama yapay
 yem üreticileri "biz dünyayı nasıl doyuracağız" yalanıyla kandırarak

hayvancılığı katlettiler. Hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün
her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle,
 yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. Hızla kan
 şekerini yükselten, hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker
 hastası olmasına yol açan bir beslenme şekli.


 İNEK NE YEMELİ


 Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur .
 Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi
 yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine
 yol açar. Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en
 büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen
 kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen
 ineğin sütünde bu hiç yoktur. Yine merada beslenen ineğin sütünde insüline
 benzer büyüme hormonu vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin
 kendisini yenilemesini sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100
 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine
 üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin
 çok pahalı olduğu söylenir ama batıda ekolojik hayvancılığın sonucu elde
 edilen süt ile konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasındaki fark yüzde
 10-15'i geçmiyor.
 Ne Türkiye yasalarında ekolojik hayvancılıkla barışığım, ne de AB'dekiyle.
 Ekolojik hayvancılık denince akla "ekolojik tarım sonucu elde edilmiş
 ürünlerle hayvanın beslenmesi" geliyor. Affedersiniz ama 2000 yıl önce
 hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya da pancarı. İneğin normal
 beslenmesinde pancarın, mısırın ve patatesin yeri var mı? Yok.
 - Demek Amerika'dakilerin varmış.
 Orada da yok. İster ekolojik tarımla, ister normal tarımla elde edilmiş
 olsun hayvana pancar verilmesi yanlış. Zaten hayvanın sütünün kötü
 olmasının sebebi hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran tarzda,
 mısırla beslenmiş olması. O yüzden ekolojik hayvancılık dediğimizde
 yasalarımızın buna göre organize olması gerekiyor. Tanımlamamız gereken,
 türe özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada? Öyle beslersek ineğin
 sağlıklı olmasını sağlarız. Dolayısıyla verdiği ürünün de insanlara
 sağlıklı olmasını sağlarız. Bütün doğada kendiliğinden yetişen yeşillikler
 omega-3 ağırlıklı yağ içerir. İnsanların eliyle ekilenler omega-6 içerir.


 HAMSİYİ HANGİ YAĞDA KIZARTACAĞIZ


 - Ne fark var arasında?
 -. İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır. Bu hücre zarı lipo
 protein katmanla sarılı. Yani bir yağ bir de protein. Bu hücre zarındaki
 yağ ana madde olarak omega-3'tür. Tek tük omega-6 da içerir. Biz
 yeşillikten uzaklaştıkça ve hayvanımızı da yeşillikten uzaklaştırdıkça
 elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür
 balığı değil. Halbuki insanın her gün 1 gram omega-3 alması gerekiyor.
 Omega-6 yağ asitleri ile omega-3 yağ asitleri vücudumuzda aynı enzimlerle
 metabolize edilir. Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip çok
 omega-6 aldığımız için artık omega-3'e enzim kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi
 ayçiçeği yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.
 Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar da 3'e ayrılır. Doymuş yağ
asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri. Çoklu
 doymamış yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da omega-3 ve omega-6'dır.
 Bundan 40-45 yıl öncesi omega-6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma
 söyledik. Ayçiçeği ve mısırözü yağlarını tükettirdik. Fakat sonra anladık
 ki bu yağlar iyi kolesterolü de, kötü kolesterolü düşürdüğü oranda
 düşürüyor. Bizim kolesterol açısından sağlıklı olmamızdaki unsur iyi ve
 kötü arasındaki dengedir. İkisini birden düşürürse denge bozulmamış
 olduğundan herhangi bir iyilik elde etmiş olmuyoruz.


 DEPRESYONUN ÇARESİ


 - İkisi arasında denge mi, fark mı önemli?
 - Oran önemli. Omega-6'yı o kadar fazla alıyoruz ki, almış olduğumuz azıcık
 omega-3'ü de değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega-3 olmayınca
 hücre duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı da omega-3'ten oluşuyor. Vücut
 da asıl malzemeyi bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne bulursa onla
 hücreyi onarıyor. Omega-3 yerine, omega-6 yağ asidi olan araşidonik asidi
 kullanıyor. Ama bu asit bütün stres komalarının hammaddesi. Gecekondunuzu
 el bombasıyla örmüş oldunuz. Dışardan biri taş atsa havaya uçacak.
 - Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım.
 - Tabii. Omega-3'ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az oranda
 görülüyor. Zihinsel performans artıyor. Beynimizdeki toplam yağ asidinin
 yarısı omega-3 olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz.
 ÇAY VE ZEKA
 - Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi?
 - Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında Türkiye'nin yarısı
 aptaldır lafı çok tepki yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş olmadı,
 ama Türkiye'nin yarısında demir eksikliği, kansızlığı var. Demir eksikliği
 zihinsel eksiklik yaratır. Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz Nesin
 haklıydı.
 Türkiye'de çay tüketiminin de buna katkısı var. Demirin emilimini olumsuz
 yönde etkiliyor. Ama diğer taraftan çay iyi bir anti oksidan.
 - Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Doğru mu?
 - Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok. Yemekten hemen sonra çay
 içilebilir.
 - Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra içmek gerektiği
 söyleniyor.


 "ÇAYI ŞEKERSİZ İÇİN!"


 - Üç saat. Ben tekrar omega-3'e dönmek istiyorum. Çünkü hayati bir olay.
 Omega-3'ün eksikliği insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların
 sertleşmesine yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın artmasına, dolayısıyla
 kalp damarının veya beyin damarının pıhtıyla tıkanıp "inme" veya
 "enfarktüs" olmasına yol açıyor. Bir yandan omega-3 kaynaklarımız çok
 azaldı Toplum olarak zaten balığı çok az tüketiyoruz. Omega-6'yı çok
 tükettiğimiz için omega-3'ün yolunu kesiyoruz. Artık kesin olarak biliyoruz
 ki, ayçiçeği ve soya yağı kansere sebep olabiliyor. Akciğer kanseri, meme
 kanseri, kalın bağırsak kanseri, şeker hastalığının oluşumunu
 kolaylaştırıyor.
 - Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal yapısından dolayı mı,
 üretim hatasından mı?
 - Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega-6 yağ asidi içerdiği için.
 Mesela zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün
 emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu
 daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ
 asitlerine dönüşüyor. Biz bunlara trans yağ asitleri diyoruz. Bu yağ
 asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek damar sertliği yapıyor. Diğer
 taraftan trans yağ asidi beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki
 iletiyi bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep oluyor


 "ANNEMİN YEMEKLERİ BAŞKAYDI”


 - Acaba "tadı güzel" dediklerimiz bize dışardan dayatılan bir kavram mı
 Güzel nedir?


 - Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman size itiraz etmedi mi,
 "benim annem böyle yapıyor" diye?
 - Ben güzel yemek yaparım.
 - Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan alıştığı damak tadını arıyor.
 Belki dünyanın en kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu arıyor.
 - Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin kavramı bile ne kadar çok
 değişmiş. Biz ona böyle bir değer yüklediğimiz için güzel oluyor. Toplumda
 da dayatılan değerler var . Kola ya da hamburger için "bak bu güzeldir"
 deniyor çocuklara.
 - Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih ediyorum. Çünkü;
 onlar yakın zamanda anne baba adaylarıdır.


 SPOTLAR(ÖNEMLİ BİLGİLER)


"Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır.
 İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki
 çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik
 yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin
 ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz."
"Türkiye'de gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et
 doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az
 özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı
 değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten."
 -"Yapay yem üreticileri 'biz dünyayı nasıl doyuracağız' yalanıyla,
 hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker
 hastası. Çünkü, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve
 mısırla besleniyor.
Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur.
Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı donmuş yağ asidi
 yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine
 yol açar.
Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük
 antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda
 meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde
 bu hiç yoktur.
Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci
 kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün
 eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama aradaki
 fark yüzde 10-15'i geçmiyor.
Elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür
 balığı değil. Halbuki insan her gün 1gram omega-3 alması gerekiyor. Diyelim
 ki hamsiyi ayçiçek yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.
 
Zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine
 hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var.
 Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine
 dönüşüyor.

 

1993

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

n

18/11/2008 : 10:36 Kozmetik Ürünler Ne Kadar Sağlıklı?

n

08/11/2008 : 09:30 Parmakları Çıtlatmak.

n

26/10/2008 : 08:08 Hepatit B Enfeksiyonu

n

23/10/2008 : 00:27 Çocuklarda Ayakkabı Seçimi

n

17/10/2008 : 22:47 Çocukları kanserden korumanın 9 yolu

n

13/10/2008 : 00:15 Belki de bir uyku hastalığınız var!

n

04/10/2008 : 23:47 Tırnağını yiyorsa biber sürmeyin!

n

21/09/2008 : 10:43 Yediğimiz en zararlı 10 gıda

n

13/09/2008 : 11:05 Sistit

n

10/09/2008 : 15:13 Hurma Sağlığı

n

02/09/2008 : 01:35 Ramazan'da sağlıklı beslenme önerileri

n

25/08/2008 : 12:02 Hem zayıf hem sağlıklı görünün

n

19/08/2008 : 07:51 Ses Kısıklığı

n

07/08/2008 : 08:53 Kramp

n

19/07/2008 : 08:39 Güneş Yanıkları

n

05/07/2008 : 12:49 Burun Kanaması

n

21/06/2008 : 23:48 Hastalanmamak İçin

n

20/06/2008 : 21:22 Güneş ışığı kalp krizini önlüyor

n

20/06/2008 : 10:55 Kanser tedavisinde umut

n

14/06/2008 : 21:09 Şifalı Besinler

n

14/06/2008 : 11:56 Bu Meyve Kansere Karşı Adeta Kalkan

n

11/06/2008 : 14:20 Üzüm çekirdeği deyip geçmeyin!

n

06/06/2008 : 19:51 Tok Tutan Yiyecekler

n

30/05/2008 : 14:05 İri maydanozlara dikkat

n

24/05/2008 : 20:44 Orta yaşın üstündeyseniz susamasanız da su içmelisiniz

n

21/05/2008 : 23:54 Su içmekten daha faydalı olan tek şey

n

08/05/2008 : 21:36 Zekayı Artıran Besinler

n

04/05/2008 : 12:44 'Rafadan yumurta yemeyin'

n

19/04/2008 : 21:41 Prof. Dr. Kenan Demirkol, Akıllı Beslenmenin Matematiğini Anlattı

n

14/04/2008 : 18:46 Guatr

n

31/03/2008 : 08:00 Romatizma Kadınlara Çektiriyor

n

18/03/2008 : 22:56 Hipertansiyon Nedir?

n

14/03/2008 : 11:58 Stres ve Yaşam

n

05/03/2008 : 07:58 Sarımsak

n

04/03/2008 : 12:01 Kıl Dönmesi

n

26/02/2008 : 17:57 Kanserle Besin İlişkisi

n

26/02/2008 : 08:05 10 Erkekten 4'ü Prostat

n

21/02/2008 : 15:39 Uçuk

n

15/02/2008 : 18:53 Lifli Gıdalar

n

21/01/2008 : 17:57 Bebeğimiz ateşli ise ne yapmalıyız?

n

21/01/2008 : 17:51 Uykunuzun korkulu rüyası: Cep telefonları

n

01/01/2008 : 15:51 Menisküs Yırtılması

n

12/12/2007 : 19:52 Sırt Ağrısı

n

06/12/2007 : 20:47 Göz seğirmesi

n

27/11/2007 : 23:22 Kalp

n

23/11/2007 : 11:08 Süt içmeyen incir yesin

n

21/11/2007 : 07:27 sigara erkeklerde kellik sürecini hızlandırıyor

n

18/10/2007 : 09:04 Ihlamur Deyip Geçmeyin

n

30/09/2007 : 10:06 Dua Etmek Tıpkı İlaç Gibi

n

12/09/2007 : 08:37 Et Benleri

n

24/08/2007 : 09:22 Ses Nasıl Korunur?

n

10/08/2007 : 00:34 Şeker Hastalığı

n

20/07/2007 : 08:54 Rahim ağzı kanseri

n

20/06/2007 : 08:47 Şekerli Besinler Cildi Yaşlandırıyor!

n

13/06/2007 : 01:05 Katkı Maddeli İçeceklere Dikkat !..

n

09/06/2007 : 09:11 Gıda zehirlenmesine pirinç lapası

n

02/06/2007 : 10:59 Yaz Aylarında Gıda Tüketimine Dikkat

n

22/05/2007 : 22:57 Mantar Enfeksiyonları

n

13/05/2007 : 13:03 Kemoterapi Nedir?

n

06/05/2007 : 14:57 Kanser Nedir?

n

02/05/2007 : 00:07 Boyun Fıtığı

n

13/04/2007 : 16:00 Böbreklerin Görevleri Nelerdir?

n

07/04/2007 : 09:52 Ağız Yaraları

n

25/03/2007 : 10:41 Burun Kanamalarının Tedavisi

n

17/03/2007 : 18:01 Kilonuz Obez Sınıfına Giriyor mu?

n

09/03/2007 : 18:45 Kireçlenme

n

04/03/2007 : 02:00 Sinüzit

n

23/02/2007 : 19:00 Ağız Kokusu

n

17/02/2007 : 20:36 Rota Virüsü

n

10/02/2007 : 22:46 El Uyuşması Neyin Belirtisi Olabilir?

n

06/02/2007 : 00:11 Reflü Nedir?

n

01/02/2007 : 20:31 Panik Atak

n

26/01/2007 : 22:37 Böbrek Ağrısı

n

23/01/2007 : 09:34 Farenjit

n

20/01/2007 : 17:12 Boğmaca

n

15/01/2007 : 23:11 Bilgisayar Ekranları Göz Sağlığımızı Nasıl Etkiliyor?

n

05/01/2007 : 12:42 Hepatit C

n

27/12/2006 : 22:10 Dikkat Eksikliği

n

25/12/2006 : 12:45 Bel Fıtığı

n

23/12/2006 : 22:06 Uykusuzluk mu yaşıyorsunuz?

n

23/12/2006 : 01:17 Fast food beyin sağlığını bozuyor

n

10/12/2006 : 19:38 İnsanların ruhsal sorunlara bakış tarzı

n

09/12/2006 : 23:40 Astım

n

09/12/2006 : 23:34 Romatizma Hastalığı

n

03/12/2006 : 14:26 Ruh sağlığı nedir?

n

29/11/2006 : 00:46 Varis nedir?

n

29/11/2006 : 00:36 Ölümcül hastalıkları önleyen 10 gıda

n

29/11/2006 : 00:31