Mal sevgisi insanın zatında vardır. İnsan, ihtiyacı olduğu
şeylere sahip çıkar ve kendini onların sahibi bilir. Başkalarından
da kendi malikiyetine saygı göstermelerini, onu rahatsız
etmemelerini bekler. Malikiyet eğilimi insanın içine
öyle yerleşmiştir ki, onu tamamen kazıyıp çıkaramaz. Ona
karşı ,hangi taraftan mücadele edilirse diğer taraftan ve başka
bir şekilde ortaya çıkar. Malikiyet itibari bir şey olmasına
rağmen hakikileşmiş, insanın içinde kökleşmiştir ve onsuz
yaşamak imkansız olmuştur. Çocuk kendini tanıyıp ihtiyaçlarını
anladığı ve eşyalarla meşgul olduğu andan itibaren onda
bu duygu oluşur.
Çocuk, yerden veya birisinin elinden aldığı
şeyi kendine ait bilir, onu sımsıkı kavrar ve kolay kolay kaybetmek
istemez. Kendisini ayakkabısının, elbisesinin ve oyuncaklarının
sahibi bilir ve hiç kimsenin onları kullanmasına müsaade
etmez. İzni olmaksızın birisi onları kullanacak olursa, onu
gasıp ve mütecaviz bilir ve mücadele eder.
Çocukların, kendilerine ait oyuncakları ve hatta değersiz
şeyleri nasıl savunduklarını, onun üzerinde nasıl kavga ettiklerini
görmüşsünüzdür. Elbette hakları da var; çünkü onların
sahibidirler ve kendi haklarını savunuyorlardır. Kendi hakkını
isteyen kimseye "kötüdür" diyemeyiz. Malikiyet duygusu
yanlış bir şey değildir, bilakis, her insanın tabiatı bunu gerektirmektedir.
Anne ve babalar çocuğun bu tabii duygusunu dikkate almalı ve onu kırmamalıdırlar.
Çoğu zaman çocuklar birbirlerinin mülkiyet alanına girerek
başkalarına ait olan şeyleri kullanmak veya onları gasbetmek
isterler. Anne ve babalar buna müsaade etmemelidirler.
Aksi durumda güçlü olanlar, diğerlerinin haklarına tecavüz
etmeyi alışkanlık haline getiri, güçsüz ve küçükler ise
mazlum ve kin besleyerek yetişirler. Anne ve babalar bu durumda
zalimi savunacak olurlarsa onun suçuna ortak olurlar,
zulme uğrayan çocuk da onlara karşı kötümser olur. Ses çıkarmayacak
olsalar da, susmalarıyla hem suçlunun bu hareketini
desteklemiş ve onu teşvik etmiş olurlar ve hem de
ses çıkarmamayı ve kendi hakkını savunmamayı çocuklara
öğretmiş olurlar; bu ise büyük bir suçtur. Anne ve baba buna
müdahale ederek haksızlık etmek ve bir başka çocuğun oyuncağını
zorla almak isteyen çocuğa engel olmalıdır. Ancak
dayak ve küfürle değil, bilakis ilk önce güzel ve yumuşak dille
o şeyin kardeşine veya başkasına ait olduğunu ve onlara
ait olan bir şeyi kullanmaya hakkı olmadığını anlatmalıdır.
İkna olmazsa daha sonra sert bir şekilde "izin almaksızın
başkasının malını kullanmana müsaade etmem" demelidir
ve eğer bu da etkili olmazsa daha sert bir şekilde tehdit
ederek onun önünü almalı ve haksızlığa uğrayan çocuğu savunmalıdır.
Evet, malikiyet duygusuna saygı duyulması ve meşru olduğu
miktarca ona taraftarlık edilmesi gerekir; ancak,
onu kayıtsız ve tamamen serbest bırakmak da doğru değildir.
İnsanın nefsani istekleri daima genişler, yeni boyutlar
kazanır ve hiç bir zaman belli bir yerde durmaz. Kontrol altına
alınmazsa insanın bedbaht ve helak olmasına sebep olunur.
Malikiyet, insanın ihtiyaçlarını gidermesi ve onun çabasına
saygı duyulması için meşru kılınmıştır.
Meşru çerçevede mal sevgisi sakıncasız olmakla birlikte
insan için tabii bir şey sayılmaktadır. Fakat, tamamen serbest
olacak olur ve ona uyulursa bu malperestliğe dönüşüverir.
Mal ve servete gönül kaptıran, ihtiyacı olmadığı halde gece-
gündüz hiç durmadan çalışarak servetini daha bir artıranlar
çoktur. Mal toplamak için her şeylerini vermeye, hatta
huzur ve rahatlıklarını, şeref ve vicdanlarını, din ve imanlarını,
saygınlık ve haysiyetini feda etmeye hazırdırlar. Böyle
kimseleri akıllı ve normal insan sayamayız; ne kendileri yer
ve ne de başkalarına verirler. Sadece mal toplayarak bir kenara
bırakırlar; böyle insanlara akıllı denilemez.
Buna binaen, anne ve baba çocuğun malikiyet duygusuna
saygı göstermeleri ve bununla birlikte onların genişleme ve
yayılma düşüncesine kapılmalarına da engel olmalıdırlar.
Oyuncakları gerektiği kadar olmalıdır, fazla değil. Oyuncakları,
onlarla oynayıp ve bir şey öğrenecek miktarda olmalıdır,
bir kenara bırakıp, diğer çocukların karşısında övünecek miktarda
olmamalıdır. Bu miktarda malikiyeti savunmak gerekir.
Fakat, bir kenara bıraktığı ve ihtiyacı olmayan, gereğinden
fazla oyuncağı varsa, anne ve baba onları, ihtiyacı olan
diğer çocuklara vermeye teşvik etmelidirler. Güzel ve yumuşak
dille onlara demelidirler ki: Bu oyuncaklar senindir; ama
senin onlara ihtiyacın yoktur. Oysa bunlara muhtaç olan diğer
çocuklar vardır, onların oyuncağı yoktur. Onları bir köşede
biriktirerek başkalarına vermemen yakışmaz. Senin için
gerekli olmayan oyuncakları, onlara muhtaç olan çocuklara
ver ki, hem onlar sevinsinler, hem Allah Teâla ve hem de
anne ve baban.
Çocuk da sade ve saf olup, yaratılış itibari ile hayırsever
olduğu ve anne ve babasını memnun etmek istediği için onların
sözünü dinleyecek, bağışlama ve infak alışkanlığı kazanacaktır.
Çocuk kendi oyuncaklarına ihtiyacı olduğunda
ve diğer çocuklar da onlarla oynamak istediğinde anne
ve baba yumuşak dille çocuklarını, oyuncaklarını birazcık
oynaması için onlara vermeye teşvik etmelidir. Bu yolla çocuk
yardımlaşma ve fedakarlığa teşvik edilebilir. Çocukların
yardımlaşma ve dayanışma duygularını güçlendirmek için
onlara ortak oyuncaklar alınır ve beraberce oynamaya teşvik
edilirler.
Kısacası; anne ve baba bütün terbiye merhalelerinde, çocuklarda
normal haddi göz önünde bulundurmalı, malikiyet
hissi ilkesini savunmalı ve buna bir engel varsa engeli kaldırmalıdır.
Ancak, o hissi kontrol etmeye çalışmalı, bilinçsiz
olarak mal ve servete gönül vermelerine, malperest olmalarına
engel olmalıdırlar.
Çocuk Terbiyesi (İbrahim Emini)