Arefe Günü ve Arefe Duası.
“Arefat” Mekke şehrinin doğusunda, geniş bir bölgenin ismidir. Hac için kutsal topraklara giden hacılar Arefe gününde yani zilhicce ayının dokuzuncu gününde mutlaka Arefat bölgesine giderek öğlen ve akşam arasındaki vakti bu bölgede geçirirler. Bazı hadislerde ise bu bölge, Hz Adem ile Hz Havva’nın yeryüzündeki ilk buluştuğu yer olarak tanıtılmıştır.
Peygamber efendimiz tarafından resmen bayram ilan edilmemesine karşın Arefe günü, büyük İslami bayramlardan birisidir. Bu günde yüce Allah’ın ihsan sofrası bütün kullar için açılmıştır ve bu günde şeytan, hiç olmadığı kadar zillet içindedir.
İmam Sadık (as) bu gün hakkında şöyle buyurmuştur: Ramazan ayında günahlarından arınmayan insanlar bir sonraki ramazana kadar bağışlanmazlar ancak Arefe gününde bağışlanabilirler.
Başka bir deyimle ramazan ayında günahlarından arınamayanların en büyük ümidi Arefe günü olmalıdır. Dolayısıyla Arefe gününde yapılabilecek en güzel iş, dua etmektir. Arefe günü yılın diğer günleri içinde sanki sadece dua için ayrılmış gibi bir hali var, yılın diğer önemli günlerine baktığımızda genellikle geceleri dua edilmesinin tavsiye edildiğini görebiliriz örneğin kadir geceleri gibi ama hadislerde özellikle dua için en çok tavsiye edilen gün, Arefe günüdür.
Arefe gününde birçok dua’nın okunması tavsiye edilirken en çok tavsiye edilen dua, Hz İmam Hüseyin’in böyle bir günde buyurduğu dua’dır. İmam Hüseyin’in Arefe duası içerik olarak çok seçkin ve derin anlamlar içerdiğinden diğer dualar içinde bir parlak mücevher gibi ışık saçıyor.
Hz İmam Hüseyin böyle bir günde Arefat’taki çadırından çıkarak oradaki dağın yakınına gittiler ve Kâbe’ye doğru dönerek yiyecek dilenen aç bir miskin gibi mübarek ellerini gökyüzüne açtılar ve yüce Allah’a dua etmeğe başladılar.
“Hamdolsun o Allah’a ki onun takdir ettiğini hiçbir şey değiştiremez ve hiçbir şey onun (kullarına nimetler) vermesini engelleyemez ve hiçbir yaratıcı onun gibi yaratamaz ve sadece o sonsuz cömertlik sahibidir”.
Daha sonra Allahın sonsuz nimetlerinin bir bölümüne değine İmam Hüseyin (as) annelerin şefkatini de Allah’ın bir nimeti olarak beyan ediyor ve bu nimetlere karşın Allah’a şükretmemiz gerektiğini hatırlatarak aslında bunu hiçbir zaman hakkıyla yapamayacağımızı da hatırlatıyor.
Bu duanın her bölümü insanın önüne bir nur kapısı bir tevhid kapısı ve bir aşk kapısı açıyor bu kapılardan içeri girdiğimizde ise Allah’ın kayıtsız şartsız sinirsiz egemenliğini görebiliriz.
İmam Hüseyin (as) aslında bu dua ile bir marifetullah dersi vererek insanların Allah’ı daha iyi tanımalarını sağlamıştır. Bu duada Allah ve insanın arasındaki en makul ve gerçekçi bağı görebilirsiniz.
İmam Hüseyin (as)’ın Arefe duası tam anlamıyla ilahi bir kılavuzdur. Bu duanın her köşesinde Allah’a olan ilahi aşk ve marifetin birbirine kenetlenmesini görebilirsiniz.
İmam Hüseyin (as) bu duada şöyle buyuruyor:
Arefe Duası:
Hamd Allah'a mahsustur; öyle bir zattır ki O'nun hükmünü geri çeviren, vereceğini engelleyebilecek kimse yoktur. Hiçbir zanaatçının yaptığı O'nun yaptığı gibi olamaz. O'dur büyük cömert. Her türlü varlık yarattı. Hikmetiyle yarattıklarını sağlam kıldı. Hiç bir sır O'na saklı kalmaz. Onun katında, emanetler (ameller) asla zayi olmaz. Herkesi yaptığına karşılık mükâfatlandıran; elindekiyle yetinenlerin işini düzene koyandır; kendisine yakarana merhamet eden, -kullarına- yararlı şeyleri ve kapsamlı Kitab'ı (Kur'an'ı) yayılan nuruyla indirendir. Duaları duyan (kabul eden), kederleri gideren, dereceleri yükselten ve zorbaların kökünü kazıyandır. O'ndan başka ilah yoktur. Hiç bir şey O'nun dengi olamaz. Eşi ve benzeri yoktur. İşitendir, görendir, latif ve habirdir (hiç bir şey O'na gizli kalmaz ve her şeyin inceliklerinden haberdardır, agâhtır).
Allah'ım! Sana yöneliyorum; rab olduğunu dile getiriyor ve inanıyorum ki Rabbim sensin, dönüş yerim sanadır; ben anılacak bir şey değilken kendi rahmetinle beni var ettin. Beni topraktan yarattın; sonra beni nesillere yerleştirdin. Beni -var olmamı engelleyebilecek- her türlü olaydan ve asırlar ve yılların değişiminden korudun.
Böylece geçmiş günlerde ve asırlar boyu beni baba sulbünden anne rahmine aktardın. Bana karşı şefkat, lütuf ve ihsanda bulunarak beni, senin ahdini bozan ve peygamberlerini yalanlayan küfür ve dalalet önderlerinin hükmettiği bir zamanda dünyaya getirmedin. Bana şefkat göstererek ve bana lütufta bulunarak beni, hidayette benden öne geçenlerin (Hz. Muhammed'in -s.a.a-) zamanında dünyaya getirdin, hidayetini bana kolaylaştırdın ve bu hidayetle beni yoğurdun. Bundan önce de, güzel yaratılışın ve bol nimetlerinle bana şefkat gösterdin. Beni, et, kan ve deriden ibaret üç karanlık arasına yerleştirdin. Yaratılışımı bana göstermedin ve bu hususta bana hiç bir şey bırakmadın. Sonra beni, önceden gerçekleştirdiğin hidayet için tam ve mükemmel bir yaratılışla dünyaya getirdin. Beşikte küçük bir çocuk iken beni her türlü tehlikeden korudun. Beni, en temiz gıda olan anne sütüyle besledin. Dadıların kalplerini bana şefkatli kıldın. Şefkatli annelerle beni her türlü tehlike ve cinlerin etkisinden korudun.
Beni kusur ve noksanlıktan korudun. Yüce Rahman rabbim senin şanın yücedir; konuşmaya başladığımda bana bol nimetlerini eksiksiz verdin, her geçen yıl beni daha fazla yetiştirdin; yaratılışım kemale ulaşıp aklım itidalli olunca, hüccetini bana farz kıldın; şöyle ki seni tanımayı kalbime ilham ettin ve beni şaşkınlık verici hikmetlerine hayran bıraktın. Gökte ve yerde yarattığın varlıklar hakkında beni bilgilendirdin. Bana, şükrünü ve zikrini yerine getirmeği tembih ettin; sana itaat ve ibadet etmeği üzerime farz kıldın. Bana peygamberlerinin vasıtasıyla gönderdiğin hakikatleri anlama gücü verdin. Rıza ve teslim makamını kabullenmeyi (bu makama ulaşmayı) bana kolaylaştırdın. Bu hususlarda, bana yardım edip lütufta bulunarak bana minnet bıraktın. Sonra beni en üstün topraktan yaratınca, benim için sadece bir çeşit nimete rıza göstermedin; en yüce lütufla ve sonsuz ihsanınla çeşitli geçim vesileleri, nimet ve yiyeceklerle beni rızıklandırdın. Bana tüm nimetlerini tamamlayıp benden bütün belaları uzaklaştırdığında yine de cehaletim ve sana karşı cüretkârlığım, beni sana yaklaştıracak vesileyi bana göstermene ve beni, katına yaklaştıracak şeye ulaştırmaya engel olmadı. Seni çağırdığımda bana icabet ettin, bir isteğim olduğunda istediğimi verdin, sana itaat ettiğimde beni mükâfatlandırdın, şükrettiğimde bana nimetini artırdın. Bütün bunların nedeni bana nimetini tamamlayıp lütufta bulunmandır. Sen her türlü kusur ve noksanlıktan münezzehsin, münezzehsin; varlıkları yaratan ve meydana getiren ve tekrar kendine döndüren sensin. Övgüye lâyık olan sensin; şanın yücedir; isimlerin mukaddestir; nimetlerin büyüktür.
Allah'ım! Hangi nimetini sayabilirim, hangisini hatırlayabilirim?! Veya hangi verdiklerinin şükrünü yerine getirebilirim?! Rabbim! Bana olan nimetlerin, sayanların sayıp da bitiremeyeceği, bilmek isteyenlerin bilemeyeceği kadar çoktur. Allah'ım! Benden giderdiğin ve uzaklaştırdığın zorluk, zarar ve ziyanlar, sahip olduğum nimet ve esenlikten daha çoktur. İlahi! İmanımın hakikatiyle, kalbimde yer eden yakinle, ihlâslı tevhidimle, içimde saklı hakikatlerle, göz nurumun mecrasının bağlarıyla, anlımın safhasının hatlarıyla, solunum yolumun delikleriyle, burun kemiğimin yumuşak bölümüyle, kulak perdemin ses algılayan organıyla, dudaklarımın içinde gizli olan şeyle, dilimin ses çıkaran hareketiyle, üst ve alt çenemin irtibat merkezleriyle, dişlerimin çıktığı yerlerle, yiyecek ve içeceklerimi tatma duyumla, beynimi kapsayan kafatasımla, boyun damarlarımla, göğüs kafesimin kapsadığı organlarla, şah damarımla, kalbimin perdesinin avizesiyle, ciğerimin kenarına bitişen parçalarla, kaburgalarımın kapsadıklarıyla, kaslarımın bağlandığı yerle, faal uzuvlarımın açılıp kapanışıyla, parmaklarımın ucuyla, etimle, kanımla, saçımla, derimle, sinirlerimle, bağırsağımla, kemiğimle, beynimle, damarlarımla, tüm uzuvlarımla ve bebek oluşumdan itibaren oluşan uzuvlarımla, yeryüzünün benden aldığı şeylerle, uykumla, uyaklığımla, sükûnetimle ve yine rüku ve secdelerimin hareketleriyle tanıklık ediyorum ki, asırlar boyu yaşayacak olsam ve senin nimetlerinden birinin şükrünü yerine getirmeye çalışsam, yine de yerine getiremem; bunu ancak senin lütfünle yerine getirebilirim ki bunun kendisi de yeni, ebedi ve köklü bir şükür gerektirmektedir. Evet, ben ve (nimetlerini) sayanlar senin geçmiş ve gelecek nimetlerini saymaya veya nimetlerinin zamanlarını hesaplamaya çalışsak da hiçbir zaman sayamayız. Ben kim, senin nimetlerini saymak kim? Oysa sen konuşan Kitabında ve doğru haberinde, Allah'ın nimetlerini saymaya çalışsanız, sayıp bitiremezsiniz buyurmuşsun. Allah'ım! Peygamberlerin ve elçilerine iblağ edilen ve vahiyle onlara indirdiğin ve bu vesileyle din’i onlara yasadığın Kitabın ve haberlerin doğrudur. Ancak tüm çabam ve gayretimle, kapasitemce inanarak ve yakin ederek diyorum ki: Hamd ve övgü, kendisi için miras alacak olan bir evlat edinmeyen, yaratılışta kendisine karşı gelecek mülkünde ortağı olmayan ve dünyayı yaratışında kendisine yardım edecek bir yardımcısı olmayan Allah'a mahsustur. Münezzehtir, münezzehtir -çocuğu ve ortağı olmaktan-. Eğer o ikisinde -gökte ve yerde- Allah'tan başka bir ilah olsaydı fesat çıkardı ve dağılırlardı.
Tek, bir ihtiyacı olmayan, doğmayan ve doğrulmayan, eşi ve benzeri olmayan Allah münezzehtir. Allah'a hamdolsun; öyle bir hamd ki yakınlaştırılmış meleklere ve gönderilmiş peygamberlere denktir. Allah'ın salât ve selamı seçtiği kulu, peygamberlerin sonuncusu Muhammed'e ve onun tertemiz, arınmış ve muhlis kılınmış Ehl-i Beyt'ine olsun.
Daha Sonra İmam (as) gözlerinden yaşlar aktığı halde daha fazla bir yönelişle şöyle devam etti:
Allah'ım! Seni görüyormuşum gibi beni kendinden korkut ve beni takva ile saadete kavuştur; sana karşı günah işleyerek kalbimi katılaştırma, kaderimde bana hayır ve bereket ver ki geciktirdiğin şeyin bana acele verilmesini ve acele verdiğin şeyin de geciktirilmesini istemeyeyim. Allah'ım! Nefsime zenginlik, kalbime yakin, amelime ihlâs, gözüme nur, bana dinimde basiret ve bilinç ver ve uzuvlarımı güçlü kıl, kulağımı ve gözümü (işiten ve gözümün nuru çocuklarımı) benim iki mirasçım kıl ve hakkımda zulmedene karşı bana yardım et ve bunda intikam ve galibiyetimi bana göster ve gözlerimi aydınlat. Allah'ım! Sıkıtımı gider, kusurumu ört, hatalarımı bağışla, şeytanımı benden uzaklaştır, zimmetimi serbestliğe çıkar (üzerimde hiçbir hak bırakma); Rabbim, dünya ve ahirette bana yüksek bir makam ver. Allah'ım! Beni yaratıp, duyan ve gören yaptığın için sana hamdolsun. Beni yaratmaya ihtiyacın olmadığı halde hakkımda bir rahmet olarak beni yarattığın ve azalarımı birbirine uygun, düzgün kıldığın için sana hamdolsun. Rabbim; beni var ettiğin ve yaratılışımı dengeli kıldığın gibi; Rabbim, beni yarattığın ve yüzümü güzel kıldığın gibi; Rabbim, bana ihsanda bulunduğun ve afiyet verdiğin gibi; Rabbim, afetlerden koruduğun ve muvaffak kıldığın gibi; Rabbim, nimet verdiğin ve hidayet ettiğin gibi; Rabbim, seçtiğin ve bütün hayırlardan verdiğin gibi; Rabbim, beni yedirdiğin ve içirdiğin gibi; Rabbim, ihtiyaçsız kıldığın ve hoşnut ettiğin gibi; Rabbim, bana yardım ettiğin ve izzet verdiğin gibi; Rabbim, bana yücelik giysisi giydirdiğin ve yarattığın şeylerden yeteri kadar bana verdiğin gibi Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet eyle ve bana zamanın sıkıntıları, gece ve gündüzün çekişmeleri karşısında yardım et. Beni dünyanın ıstıraplarından ve ahiretin kederlerinden kurtar ve yeryüzünde zalimlerin yaptıkları -kötülükler-den koru.
Allah'ım! Endişelendiğim şeylerde bana güven ver, korktuğum şeylerden beni koru, nefsimi ve dinimi koru, yolculuğumda beni koru, mal ve ailemde benden geriye salih bir evlat bırak. Bana verdiğin rızıklara bereket ver. Beni kendi yanımda alçak gönüllü kıl ve halkın gözünde ise yücelt; cinlerin ve insanların kötülüğünden koru; günahımdan dolayı beni rezil etme, içimde gizli olan şeyden dolayı beni cezalandırma, amelimden dolayı beni (azap ve belalara) düşürme, nimetlerini benden alma ve beni kendinden başkasına bırakma. Rabbim! Beni kime bırakıyorsun? Akrabalık bağını koparan bir akrabaya mı? Yoksa bana öfkelenen uzak bir yabancıya mı? Ya da beni küçük düşürecek olan birisine mi? Oysa sen benim Rabbimsin, işlerimin sahibisin; yalnızlığımı, kimsesizliğimi ve varacağım yerin uzaklığını, işlerimin sahibi kıldığın kimsenin karşısındaki zilletimi sana şikâyet ediyorum. Allah'ım! Gazabını bana reva etme; sen bana gazap etmeyecek olursan, başkalarından endişem olmaz. Münezzehsin sen. Senin bana verdiğin afiyet geniştir. O halde senden diliyorum, Rabbim, yeryüzünün ve göklerin onunla aydınlandığı, karanlıkların aydınlığa kavuştuğu ve öncekilerin ve sonrakilerin onunla ıslah olduğu yüzünün nuru hürmetine beni gazabın üzerine öldürme, öfkeni bana indirme, bundan (ölmeden) önce benden razı olmak için istediğin kadar bana zorluk göster. Senden başka ilah yoktur. Mekke'nin, Meş'ar-ul Ham'ın, bereketli ve insanlar için güvenli kıldığın Beyt-ul Atik'in Rabbisin. Ey sabrıyla çok günahları bağışlayan, ey lütfüyle nimetleri indiren, ey kendi keremiyle çok büyük bağışta bulunan, ey zor günlerimde dayanağım, ey yalnızlığımdaki arkadaşım, ey sıkıntılarımda imdadıma koşan ve ey veli nimetim! Rabbim ve babalarım İbrahim, İsmail, İshak ve Yakup’un Rabbi ve ey Cebrail, Mikail ve İsrafil'in Rabbi ve ey peygamberlerin sonuncusu Muhammed'in ve onun seçkin Ehl-i Beyt'inin Rabbi ve ey Tevrat, İncil, Zebur'u ve Furkan'ı (Kuran’ı) indiren, Kâf Ha Ya Ayn Sâd, Tâ Hâ, Ya Sîn ve Kuran’ı Hekim'in Rabbi! Yollar tüm genişliğine rağmen bana zorlaşınca ve yer tüm bolluğuyla bana daralınca sığınağım sensin; eğer senin rahmetin olmasaydı kesinlikle helak olanlardan olurdum. Beni hatalardan alıkoyan, sensin; eğer benim -günahlarımın- üzerini örtmeseydin kesinlikle rezil olanlardan olurdum.
Yardımınla düşmanlarıma karşı beni destekleyen sensin; eğer senin yardımın olmasaydı yenilenlerden olurdum. Ey yücelik ve üstünlüğü kendisine has kılan, izzetiyle dostları aziz olan, ey padişahların boynuna zillet halkasını geçiren ve heybetinden padişahların kendisinden korktuğu zat; ey gözlerin ihanetini ve göğüslerde gizli olanı, zaman ve asırların geleceklerini bilen; ey nasıl olduğunu kendisinden başka hiç kimse bilmeyen, ey ne olduğunu kendisinden başkası bilmeyen, ey yeryüzünü su üstünde tutan ve gökyüzüyle havayı kapatan, ey en güzel isimler kendisinin olan, ey hiçbir zaman kesilmeyen ihsan sahibi, ey -Mısır- kervanını Yusuf’u kurtarmak- için Kafr çölünde tutup onu kuyudan çıkaran, ey Yusuf'u kölelikten sonra padişah yapan, ey üzüntüden gözleri ağardıktan sonra üzüntüsünü sabırla gizleyen Yakub'a Yusuf'u döndüren, ey Eyyub'tan zorluk ve sıkıntıyı gideren ve yaşlandıktan sonra -çocuk sahibi olan- İbrahim'in elini, oğlunu kesmekten alıkoyan, ey Zekeriyya'nın duasını kabul ederek ona Yahya'yı veren ve onu yalnız ve kimsesiz bırakmayan, ey Yunus'u balığın karnından çıkaran, ey denizi İsrail oğulları için yarıp onları kurtaran, Firavun ve ordusunu boğan, ey rüzgârları rahmet -yağmuru- müjdeleyicisi olarak gönderen, ey kendisine karşı günah işleyen kullarını cezalandırmakta acele etmeyen, ey sürekli senin nimetlerinle nimetlendikleri ve senin rızkını yedikleri halde diğerlerine tapmakta olan sihirbazları, uzun bir zaman inkâr edip sürekli kendisine düşmanlık etmeleri, karşı çıkmaları ve peygamberlerini yalanlamalarından sonra kurtaran; ya Allah, ya Allah; ey kâinatı yoktan var eden, ey eşi olmayan yaratıcı, ey hiçbir zaman fani olmayacak olan ebedi varlık, ey hiçbir diri olmadığı zaman diri olan, ey ölüleri dirilten, ey herkesin başına kazandıklarını getiren, ey kendisine az şükrettiğim halde beni mahrum etmeyen, hatalarımın çok olmasına rağmen beni rezil etmeyen, beni günah işlerken gördüğü halde insanlara tanıtarak haysiyetimi götürmeyen, ey bana sayısız bağışlarda bulunan ve nimetlerini telafi edemediğim; ey bana hayır ve ihsanla yönelen, benim ise kendisine günah ve isyanla yöneldiğim, ey nimetine şükretmeyi öğrenmeden beni imana yönlendiren, ey hasta iken çağırdığımda bana şifa veren, çıplak iken beni giydiren, aç iken beni doyuran, susuz iken beni suya doyuran, zelil iken bana izzet veren, cahil iken beni bilgilendiren, yalnız iken -yalnızlığımı- çokluğa dönüştüren, vatanımdan uzak iken beni geri döndüren, fakir iken beni zenginleştiren, yardım istediğimde bana yardım eden, zengin iken nimetini benden almayan ve bütün bunları senden istemekten sakındığım halde kendiliğinden vermeye başlayan; o halde hamd ve şükür sana mahsustur; ey sıkıntılarımı gideren, duamı kabul eden, kusur ve ayıbımı örten, günahımı bağışlayan, beni isteklerime kavuşturan ve düşmanıma karşı muzaffer kılan; senin nimetlerini, bağışlarını ve değerli ihsanlarını saymaya kalkışırsam, sayıp bitiremem. Ey mevlam! Bağışta bulunan sensin, nimet veren sensin, ihsanda bulunan sensin, güzelleştiren sensin, üstün kılan sensin, mükemmelleştiren sensin, rızıklandıran sensin, muvaffak kılan sensin, bağışta bulunan sensin, zengin yapan sensin, sermaye veren sensin, sığınak veren sensin, yeterli olan sensin, hidayet eden sensin, -hatalardan- koruyan sensin, -ayıbımı- örten sensin, bağışlayan sensin, mazeretimi kabul eden sensin, güç veren sensin, izzet veren sensin, yardım eden sensin, destek olan sensin, teyit eden sensin, zafer veren sensin, şifa veren sensin, afiyet veren sensin, ikram eden sensin, üstünsün, yücesin; o halde hamd sürekli sana hastır, sabit ve ebedi şükür sana mahsustur. Ben ise ya Rabbi! Günahlarımı itiraf ediyorum, günahlarımı bağışla; kötü yapan benim, hata yapan benim, günahında ısrar eden benim, cahillik yapan benim, gaflet eden benim, yanlışlık yapan benim, kendisine dayanan benim, -günahında- kasıtlı olan benim, söz veren ve sözünde durmayan benim, ahdini bozan benim, -misakını- ikrar eden benim, senin nimetlerini dile getiren ve sonra yine günahlarına dönen benim; o halde günahlarımı bağışla; ey kullarının günahları kendisine zarar vermeyen, kullarının itaatine ihtiyacı olmayan ve iyi amel yapan kullarını kendi yardım ve rahmetiyle ona muvaffak kılan!
O halde hamd sana mahsustur ey Rabbim ve mevlam. Ey Rabbim! Sen bana emrettin, ben ise sana itaatsizlik ettim; sen beni sakındırdın, ben ise senin sakındırdığın şeyi yaptım; şimdi ise artık ne mazeret gösterebileceğim bir bahanem var ve ne de yardım alabileceğim bir desteğim. O halde hangi vesileyle sana geleyim ey mevlam?! Kulağımla mı, gözümle mi, dilimle mi, elimle mi, ayağımla mı? Bunların hepsi, onlarla sana karşı itaatsizlik ettiğim senin nimetlerin değil mi?! Ey mevlam! Sen hücceti tamamladın ve yolu ben kendime kapattım -haklısın ve ben sorumluyum-. Ey günahımı babalardan ve analardan örterek onların bana eziyetini önleyen, akrabalarımdan ve kardeşlerimden örterek beni kınamalarını engelleyen, sultanlardan örterek beni cezalandırmalarına engel olan! Ey mevlam! Eğer senin benim hakkımda bildiğin şeyi onlar da bilselerdi bir daha bana bakmaz, beni kendilerinden uzaklaştırır ve ilişkilerini benden keserlerdi. Rabbim, şimdi ben yüce mevlam, senin huzurunda boynu bükük, zelil, çaresiz ve hakirim; ne mazeret getireceğim bir bahanem, ne yardım alabileceğim bir desteğim, ne sebep gösterebileceğim bir gerekçe var; ne de günah işlemediğimi ve çirkin bir iş yapmadığımı söyleyebilirim ve eğer inkâr edecek olsam da ey mevlam, bunun bir yararı olmaz bana! Nasıl yapabilirim ki bunu, oysa tüm uzuvlarım aleyhime tanıktırlar ve kesinlikle biliyorum ki büyük günahlarımdan dolayı beni sorguya çekersin; sen zulmetmeyen adil bir hakimsin; senin adaletin beni helak eder; senin adaletinden sana sığınıyorum. Rabbim! Bana hücceti tamamladıktan sonra beni cezalandıracak olursan, bu benim günahlarımdan dolayıdır ve eğer beni affedecek olursan, bu da senin sabrın, bağışın ve ihsanından dolayıdır. Senden başka ilah yoktur, tenzih ederim seni, ben zalimlerden oldum; senden başka ilah yoktur, tenzih ederim seni, ben bağışlanmak dileyenlerden oldum; senden başka ilah yoktur, tenzih ederim seni, ben seni tek bilenlerden oldum; senden başka ilah yoktur, tenzih ederim seni, ben korkanlardan oldum; senden başka ilah yoktur, tenzih ederim seni, ben -senin azabından- endişe edenlerden oldum; senden başka ilah yoktur, tenzih ederim seni, ben ümit edenlerden oldum; senden başka ilah yoktur, tenzih ederim seni, ben yönelenlerden oldum; senden başka ilah yoktur, tenzih ederim seni, ben lâ ilahe illallah diyenlerden oldum; senden başka ilah yoktur, tenzih ederim seni, ben isteyenlerden oldum; senden başka ilah yoktur, tenzih ederim seni, ben tespih edenlerden oldum; senden başka ilah yoktur, tenzih ederim seni, ben tekbir söyleyenlerden oldum; senden başka ilah yoktur, tenzih ederim seni; sen benim Rabbim ve babalarımın Rabbisin.
Allah'ım! Bu, seni ululayan senamdır, senin tekliğini anmaktaki benim ihlâsımdır, senin saydığım nimetlerine ikrarımdır; her ne kadar ikrar etsem de onların çokluğundan, fazlalığından, açıklığından ve varlıklarının benden önceliğinden dolayı onları saymaya gücüm yetmez; beni yarattığın andan itibaren onların tümü için benden ahit aldın ve hayatımın başından beri beni fakirlikten zenginliğe ulaştırdın, ben -kendime zulmedenlerden oldum; sıkıntımı giderdin, kolaylık ve rahatlığa sebep oluşturdun, zorlukları defettin, çaresizliğimi giderdin, bedenime sağlık verdin, dinime selamet verdin ve eğer nimetlerini saymam için dünyanın başından sonuna kadar bütün herkes bana yardımcı olsa da, ne ben ve ne de onlar nimetlerini sayıp bitirmeye gücümüz yetmez. Sen mukaddes ve yücesin; kerim, ulu ve Rahim bir Rabsin. Nimetlerin sayılamaz, senaların söylenip bitirilemez, ihsanların telafi edilemez; Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet et ve bize nimetlerini tamamla, sana itaat etmekle bizi saadete erdir; Sen münezzehsin, senden başka ilah yoktur. Allah’ım! Sen sıkıntısı olanlara icabet edersin, kötülüğü giderirsin, kederi olanlara yardım edersin, hastaya şifa verirsin, fakiri zenginleştirirsin, kırığı onarırsın, küçüğe merhamet edersin, büyüğe yardım edersin; senden başka destek yoktur, senden üstün bir kudret yoktur, sen yücesin, büyüksün; ey esirleri kurtaran, ey küçük çocuğa rızık veren, ey korkup sığınak dileyenlerin sığınağı, ey ortağı ve veziri olmayan! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet et ve bu ikindi vaktinde, kullarından birine verdiğin nimetlerin en üstününü bana ver. Kullarına verdiğin zahiri nimetlerden ve sürekli yenilediğin batini nimetlerden, bertaraf ettiğin belalardan, giderdiğin sıkıntılardan, duyduğun (kabul ettiğin) dualardan, kabul ettiğin iyiliklerden ve örttüğün günahlardan (bana bu nimetlerden ver); gerçekten sen lütuf sahibisin, her şeyden haberin var ve sen her şeye kadirsin. Allah'ım! Sen kendisinden istenilen en yakın kişisin, en çabuk icabet edensin, en cömert affedensin, en fazla bağışta bulunansın, kendisinden istenileni en iyi duyansın; ey dünya ve ahiretin esirgeyen ve bağışlayanı; senin gibi bir istenilen yoktur, senden başka bir hedef ve arzu yoktur. Çağırdığımda bana icabet edersin, senden istediğimde bana verirsin, sana yöneldiğimde bana şefkat gösterirsin, sana yakardığımda bana yetersin. Allah'ım! Kulun, elçin ve peygamberin Muhammed'e ve onun tertemiz Ehl-i Beyt'inin tümüne rahmet et, nimetlerini bize tamamla, bağışlarını bize tatlı kıl, bizi sana şükredenlerden ve senin nimetlerini ananlardan kıl; âmin ya rebbel-âlemin. Allah'ım! Ey malik olan ve güç yetiren, güç yetiren ve kahreden, kendisine karşı günah işlenen ve -günahı- örten, kendisinden bağışlanma dilenen ve bağışlayan, ey isteği olan yönelenlerin hedefi, ümit edenlerin ümidinin zirvesi, ey ilmi her şeyi kuşatan ve sevgisi, şefkati ve sabrı özür dileyenleri kapsayan. Allah'ım! Peygamberin, elçin, yarattıklarının arasından seçtiğin, vahyine emin kıldığın, müjdeleyici ve korkutucu, parlak -hidayet- meşalesi olan ve kendisiyle Müslümanlara minnet bıraktığın, âlemlere rahmet kıldığın Muhammed'le şereflendirdiğin ve yücelttiğin bu ikindi vaktinde sana yöneliyoruz.
Allah'ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine rahmet et; nitekim Muhammed senin rahmetine lâyıktır; ey yüce. Ona ve seçkin, tertemiz Ehl-i Beyt'ine rahmet et ve bizi af hediyenle ört. Feryat ve figanlar çeşitli dillerle sana yükselmektedir. O halde Allah'ım, bu ikindi vakti kulların arasında bölüştürdüğün bütün hayırlardan, hidayet ettiğin nurdan, yaydığın rahmetten, giydirdiğin afiyet giysisinden ve yaydığın rızıktan bize de ver; ey merhamet edenlerin en merhametlisi. Allah'ım! Bu anda bizi kurtuluşa ermiş, saadete kavuşmuş, iyiliğe ulaşmış ve faydalanmış kıl; bizi ümitsizliğe kapılanlardan kılma, bizi rahmetinden mahrum bırakma, bizi arzuladığımız lütfünden nasipsiz bırakma, bizi rahmetinden mahrum bırakma, ihsanından ümit ettiğimiz lütfünü bizden esirgeme, bizi ümitsizce geri çevirme, kapından kovulanlardan kılma ey cömertlerin en cömerdi ve ihsan edenlerin en ihsanlısı! Yakin ile sana yüz tuttuk, Beyt-i Haram'ına davetine lebbeyk dedik ve onun ziyaretini kastettik; o halde onun amellerinde bize yardımcı ol, haccımızı kemale erdir, bizi affet ve bize afiyet ver; elimizi sana uzattık ve zilletle günahlarımızı itiraf etmekteyiz. Allah'ım! Bu ikindi vakti senden istediğimiz şeyi bize ver ve senden yapmanı niyaz ettiğimiz şeyi yerine getir; bize senden başka yetecek yoktur, senden başka Rabbimiz yoktur; senin hükmün hakkımızda geçerlidir, ilimin bizi kuşatmıştır, hakkımızdaki hükmün adalettir; bizim için hayır olanı takdir et ve bizi hayır ehlinden kıl. Allah'ım! Cömertliğinle bize büyük mükâfat, iyi birikim ve sonsuz huzur ver; bizim tüm günahlarımızı bağışla, bizi helak olanlarla helak etme, rahmetini ve merhametini bizden esirgeme; ey merhametlilerin en merhametlisi. Allah'ım! Bu anda bizi, senden istekte bulunduktan sonra isteklerini kabul ettiğin kullarından, sana şükretmelerinin peşinden kendilerine nimetlerini artırdığın kullarından, sana tövbe ettiklerinde tövbelerini kabul ettiğin kullarından, bütün günahlardan uzaklaştıklarında bağışladığın kullarından kıl; ey celal ve ikram sahibi. Allah'ım! Bize başarı ve güç ver; ey kendisinden istenilenlerin en hayırlısı, yakarışımızı kabul et, ey merhametlilerin en merhametlisi. Ey kirpiklerin kapanışı, gözlerin kırpışı, içlerde gizli olan ve kalplerde saklı olanlar kendisine gizli olmayan; evet, senin ilmin bütün bunları saymış ve sabrın kapsamıştır; sen zalimlerin söylediklerinden münezzeh ve yücesin. Yedi kat gökler, yerler ve bunların arasındakiler seni tespih etmekteler; seni tespih etmeyen hiçbir varlık yoktur. O halde hamd, yücelik ve üstünlük senindir, ey celal ve ikram sahibi, ey lütuf ve ihsanların ve büyük bağışların sahibi! Sen cömert ve kerimsin, ılımlı ve rahimsin. Allah'ım! Helal rızkını bana bollaştır, vücuduma ve dinime afiyet ver, korkuma emniyet ver ve beni cehennem ateşinden kurtar. Allah'ım! Beni hilene müptela etme (tedbirinle beni cezalandırma), ansızın gelen azaba duçar etme, beni rezil etme; cinlerin ve insanların kötülüğünden uzaklaştır.
Daha sonra İmam Hüseyin (as), gökyüzüne bakarak gözlerinden yaşlar aktığı halde yüksek sesle şöyle buyurdular:
Ey duyanların en iyi duyanı, ey görenlerin en iyi göreni, ey en hızlı hesaba çeken ve ey merhametlilerin en merhametlisi! Muhammed'e ve değerli ve kutlu Ehl-i Beyt'ine rahmet et. Allah'ım! Senden, bana verdiğinde, benden alıkoyduğun şeylerin artık bana zarar vermeyeceği ve benden alıkoyduğunda verdiğin şeylerin artık bana yararı olmayacağı hacetimi istiyorum. Beni cehennemden kurtar; senden başka ilah yoktur; teksin, ortağın yoktur; mülk senindir, hamd sana mahsustur ve senin her şeye gücün yeter; ya Rabbi, ya Rabbi, ya Rabbi!
Zehranet.