Hz. Muhammed’in peygamberliğe seçilmesiyle, Hicaz toprakları vahyin nuruyla aydınlanmaya başladı. Cahiliyet zincirleri peşi sıra kırılmaya ve yerini bilgiye bıraktı, küçük bir mesele için birbirini öldüren ve toplumun her kesimine şiddeti hâkim kılan insanlar, Peygamberin sevgi dolu bakışlarıyla birbirlerini sevmeye başladılar. İslami öğretiler ve özelliklede tevhit inancıyla birlikte, kalpler yakınlaştı, merhametler coştu, bilgi değer kazandı ve güvenlik egemen olarak, insanlar uyum içerisinde yaşamayı öğrendiler.
İslam dini; bütün farklı düşüncelerin, dillerin, ırkların ve inançların uyum içerisinde beraberce yaşamalarını emretmektedir, İslami öğretilerin en fazla üzerinde durduğu toplumsal meselelerin başında, Müslümanların vahdet içinde olmaları gelmektedir.
Müslümanlar her ne kadar farklı mezheplere mensup olsalar dahi, sonuçta inandıkları Allah birdir, peygamberleri Hz. Muhammed’dir, ortak kitapları Kuran’ı Kerim’dir. Bütün İslam mezheplerinin tevhit, nübüvvet ve mead inançları birdir, hepsinin ortak anayasası Kuran’dır, Müslüman olan herkes peygambere ve peygamberin ailesine büyük bir sevgi beslemektedir. Fıkıh alanında da birçok ortak noktalar bulunmaktadır; kıble, ezan, namaz, oruç, hac ve diğer sayısız hükümler esas itibariyle aynıdır. Sadece cüzi bazı konularda ve ibadetlerin niteliğinde farklılıklar bulunmaktadır.
Müslümanların bu gibi ortak noktaları, onların kalplerinin birbirine yaklaşması, birbirlerini sevmeleri ve birlikte uyum içinde yaşamaları için yeterlidir. Ancak bu vahdet oluştuğu takdirde, Müslümanlar izzetli, onurlu olacaklardır ve ortak düşmanlarına karşı mücadele edebileceklerdir.
Bütün devletlerin, sistemlerin, kültürlerin ve ideolojilerin bekası onların aralarında ki birlikteliklerine ve vahdetlerine bağlıdır. Hangi devlet ve inanç sistemi olursa olsun, aralarında şiddetle beraber anlaşmazlık çıktığı zaman ve birlikteliklerini kaybettiklerinde yok olmaya mahkûmdur. Bütün sistemler bunun çok iyi farkında olduklarından, aralarındaki tüm farklılıklara rağmen ortak bir nokta oluşturmaya çalışmış ve herkesin kabul ettiği kutsal değerler belirlemişlerdir.
Örneğin; Hıristiyanlar Müslümanlarla savaşmak için, haçlı seferlerini tedarik ettiklerinde bütün Hıristiyan mezhepleri, Hıristiyanlık dini için bu savaşa katılmışlardır. Yahut Almanya’da Hitler, ikinci dünya savaşında birliği sağlamak için milliyetçilikten yararlanmış, hangi mezhepten olursa olsun Arya ırkından olanların büyük Almanya için beraber olmalarını istemiştir.
Herkes gibi İslam dini de, Müslümanların birlik içinde olmalarına çok fazla ehemmiyet vermiştir. Kuran’ın birçok ayetinde ve Peygamber efendimizin sayısız hadisinde, Müslüman olan herkesin birbirine saygılı ve bağlı olması emredilmektedir. Eğer birlik olunursa İslam dini ilerleyecek ve eğer Müslümanlar kendi aralarında çatışmada olursa İslam’ın gücünü kaybedeceği buyrulmuştur.
İslam tarihinde birlikteliğin nasıl büyük başarılar getirdiğini görmekteyiz. Bedir savaşında Müslümanlar sayıca çok çok azdı ve teçhizat yönünden de çok zayıftı, lakin birlik oldukları ve vahdetlerini korudukları için müşriklere karşı büyük bir başarı kazandılar. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal–46)
Bu makalede, Müslümanların birlik olabilmeleri ve vahdetleri için Kuran’daki ortak noktalarını belirleyip açıklamaya çalışacağız. Bütün İslam mezheplerinin ve farklı düşüncelerin, Kuran’dan ortak inançlarını belirlememizden maksat, mezheplerin yanlış olduğunu anlatmak değildir. Maksadımız, herkesin kendi mezhebinde, kendi içtihadıyla birlikte diğer mezheplerle de birlik olabileceğini anlatmaktır. Herkes kendi inancına göre yaşasın, ama çatışmamak ve düşman olmamak için çok önemli ortak inançlarımız bulunmaktadır. Bu yüzden vahdetimizi korumalıyız ve mezhepler birbirlerine saygı göstermelidir.
Vahdet İçin Kuran’daki Ortak Noktalar
Müslüman olan herkesin kabul ettiği kitap Kuran’ı Kerim’dir, Müslümanlar sorunlarını Kuran’a bağlı kalarak anlayış içinde çözümlemelidir. Kuran’a göre tüm Müslümanlar birlik içinde olmalıdırlar, çünkü birçok ortak noktaları bulunmaktadır ki, en önemlileri şunlardan ibarettir:
1- Tevhit
Tek bir Allah’a inanmak, kıyamet gününe inanmak, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanmak Müslümanların birlikteliği için en önemli nedenlerin başında gelmektedir. Bütün İslam mezhepleri tek bir Allah’a inanmakta ve aynı kitabı kabul etmektedirler. Bu, birlik olup, birbirlerini sevmeleri için en büyük neden değil midir? Kuran’ı Kerim, tevhit inancıyla tüm Müslümanların birlik olabileceklerini buyurarak, hepimizi buna emretmektedir:
“Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.” (Enam–153)
Allah’ı Teala bu ayetinde bütün Müslümanlara sıratı müstakime uymalarını emretmektedir ki, o da tevhittir ve ayrılıkların, birlik içinde olmamanın nedeni olarak ta tevhitten uzaklaşmayı göstermektedir. Müslümanlar Allah inancında, Allah yolunda ve Allah için birlikte olmalıdırlar.
Allah Resulü, Medine’ye hicret ettikten ve oranın önderliğini kabul ettikten sonra, Kuran öğretilerine dayanarak kanun belirledi ve buna göre Medine’de ve etrafındaki bütün kabileleri bir birleriyle anlaşmalar yaptırarak tek bir ümmet haline getirdi. Resulullah farklı düşünce ve ırklardaki bu kabileleri Allah, ahiret ve güzel amel noktasında birleştirdi, onların cüzi ayrılıklarına ve değişik ırklardan olmalarına bakmadı.
Yine yüce Allah tevhidin birliktelik sebebi olduğunu anlatan bir ayetinde Peygamberine şöyle buyurmaktadır:
“Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.” (Enam–159)
Çünkü senin yolun, doğru yoldur ve doğru yolda, hiçbir zaman birden fazla olmaz. Yüce Allah bu ayetinde İslam’ın temelini tevhit ve tevhit sayesinde İslam’ın birliktelik dini olarak, hiçbir şekilde içinde ayrılıklara müsade etmediğini buyurmaktadır. İslam dini tevhidiyle birliktelik merkezidir ve Allah tevhit inandığı halde gene grup grup olanları, vahdetlerini korumayanları sevmemektedir.
İslam’ın esası tevhittir, tevhit inancı İslam’ın hem usuli dinin ve hem de furuu dinin temelidir, baştan sona tüm öğretilerde tevhit inancı hâkimdir. Bunun içindir ki, imamı ümmet şöyle buyurmuştur: “Herkesi bir çatı altında toplayan İslam’dır, başarıya ulaşmanızın ve dünyada gerçek saadete kavuşmanızın tek yolu İslam’dır.”
2- Kuran
“Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.” (Ali İmran–103)
Bütün Müslümanların sarılması gereken Allah’ın ipi Kuran’ı Kerimdir. Hangi mezhepten ve fırkadan olursa olsun, herkes Kuran’ı kabul ettiği için, Kuran’da birleşmelidirler. İmam Humeyni bu hususta şöyle buyurmaktadır:
“Müslüman devletler ve milletler, İslam’ın hedefi olan insanlığın saadetine ulaşmak istiyorlarsa, Kuran’da birleşmelidirler. Allah’ın ipine sımsıkı sarılarak, tefrika ve ayrılıktan sakınmalıdırlar. Kuran’da birleşin ve Allah’a itaat ederek birbirinizle çekişmekten sakının.”
Allah’ın kitabı, Müslümanların hepsinin kabul ettiği değişmez anayasadır, hiç kimsenin onda şüphesi ve ihtilafı yoktur ve tüm ihtilafları ortadan kaldıran da Kuran’dır.
“Biz bu Kitap’ı sana sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın diye indirdik.” (Nahl–64)
Bu ayette peygamberin görevlerinden bir diğeri belirtilmektedir, oda toplumda bulunan ihtilafları Kuran’a dayanarak çözümlemektir. Kavim ve gruplar kendi düşüncelerini, heva-heveslerini bir kenara bırakarak, Allah resulü’nün emirlerini uygulamalıdırlar, böylece anlaşmazlıklar tamamen hallolacaktır. Kuran’a uyulduğu ve her sorunda ona başvurulduğu takdirde manevi huzurla birlikte vahdet de sağlanacaktır.
Veli-i emri müslümin Ayetullah Hamanei, Müslümanların gerilemesinin nedeni olarak Kuran’dan uzaklaşmayı bilmektedir ve bu hususta şöyle buyuruyor: “İslam ümmeti Kuran’a amel etmekle bilim, teknoloji, ahlak ve izzette en üst seviyelere ulaşmışlardı, fakat Kuran’dan uzaklaşarak büyük bir gerilemeye yüz tuttular. Öyle ki bu birçok sorunun oluşmasına ve zorba güçlerin hâkim olmasına neden oldu.”
Başka bir konuşmasında İran halkının başarıya ulaşmasının nedeni olarak ta, Kuran’a sarılmayı gösteriyor: “İran halkı, Kuran’ın etrafında toplanıp şeytani güçlerin hâkimiyetinden kurtulmuşlardır. Bu günde gençlerimiz Kuran’a amel ederek büyük bilimsel ve teknolojik gelişmelere imza atmıştır.”
Kuran’ı kerim, ümmetin en büyük hedeflerinden biriside birlikteliklerini sağlamak olarak buyurmaktadır. Herkesin görevi toplumun vahdeti için çalışmak olmalıdır. Bunun içinde değişik yöntemler sunmaktadır, bu yöntemler uygulandığı takdirde ihtilaflar son bulacaktır. İmam Humeyni İslam ümmetinin hangi mezhep ve fırkadan olursa olsun kardeşçe birlik olmaları hakkında şöyle buyuruyor:
“Hem Şia ve hem de Sünni kardeşler ihtilafa sebep olacak her türlü davranış ve sözlerden kesinlikle kaçınmalıdırlar. Ehlisünnetin toplantılarına katılın, onların iyi ve kötü günlerinde yanlarında olun.”
3- Peygambere İtaat
Tüm Müslümanların birlik ve beraberlik içinde olmalarını sağlayacak bir diğer önemli etkende; Allah Resulü’nün siyasi, ekonomik, hukuksal ve toplumsal kanunlarını uygulamaktır. Peygambere tam bir teslimiyet hem vahdeti oluşturacak ve hem de maneviyatı çoğaltacaktır. Yüce Allah peygamberine itaatin gerekliliğini şöyle buyurmaktadır:
“O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.” (Necm–4)
Hz. Resulullah kendi isteğine göre asla konuşmaz, bu ayetten de anlaşıldığı üzere buyurduğu her şey Allah’ın emridir, dolayısıyla Peygambere itaat Allah’a itaattir. “Kim Resul’e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur.” (Nisa–80)
Başka bir ayette de Peygambere itaatin, peşi sıra vahdeti ve başarıyı getirdiği buyrulmaktadır:
“Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal–46)
Ayetullah Hamanei şöyle diyor: “İran İslam cumhuriyetinin bütün dünya Müslümanlarını davet ettiği nokta, Allah resulüdür, ümmet onun etrafında toplanmalıdır. İster istemez bir takım farklı düşünceler ve ayrılıklar olacaktır fakat birlikteliğimizi Peygamberin etrafında toplanarak sağlaya biliriz.”
4- Ümmetin Rehberiyle, Halk Arasında Duygusal Bağın Oluşması
Peygamberimizde bulunan güzel ahlakı, ümmetin rehberleri de kendilerine örnek alarak, o Hazretin toplumu birleştirdiği gibi onlarda vahdeti sağlaya bilirler. Allah Resulü sevgi doluydu, insanları çok sevmekte ve onlar için çokça üzülmekteydi. Kuran’ı Kerim bunu şöyle buyuruyor:
“O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi.” (Ali İmran–159)
Rehberlik makamına ulaşan kimse de aynı şekilde Peygamber gibi davranmalıdır, Onun gibi halkı sevmeli, bağışlayıcı olmalı ve insanlar için üzülmelidir, ancak böylelikle başarılı olup, halkın birliğini koruya bilir. Eğer sert, kaba ve umursamaz olursa hiçbir şekilde başarıya ulaşamayacaktır, halkta böyle bir rehbere bağlı kalmazlar. Kuran bir diğer ayetinde Peygamberin insanlara olan şefkatini şöyle buyuruyor:
“Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.” (Tövbe–128)
5- Ahlaki Kurallar
İslam'a göre insanın yaratılış hedefine ulaşa bilmesi için akaid ve fıkhın yanı sıra ahlak kurallarına da riayet etmesi gerekir. Aslında bütün İslami öğretilerin temelinin ve özünün ahlak olduğunu söyleye biliriz. Resulullah ahlak hakkına şöyle buyurmaktadır:
“Ben güzel ahlakı tamamlamak için seçildim.”
Bu yüzden İslam sadece insanların birbirleriyle olan ilişkileri hakkında ahlaki kanunlar belirlemekle kalmamış, insanın tüm boyutları ve her yönü için kurallar koymuştur. Dolayısıyla Kuran, Müslümanların vahdete ulaşa bilmeleri için göstermiş olduğu yollardan bir diğeri de ahlaki kuralları uygulamaktır. Kuran’ı Kerimin ümmetin birlik olması için genel olarak belirlediği ahlaki kanunlar şunlardır:
Bir: Sözünde durmak ve anlaşmalara uymak:
Belki de Kuran’ın üzerinde durduğu en önemli ahlak kurallarının başında verdiğin sözde durmak gelmektedir. Öyle ki, hatta Müslüman olmayanlara dahi verilen sözlerin yerine getirilmesini emretmektedir. Yüce Allah tevbe suresinde, kâfirlere belli bir süre tanıdıktan sonra şöyle buyurmaktadır:
“Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden (antlaşma şartlarına uyan) hiçbir şeyi size eksik bırakmayan ve sizin aleyhinize herhangi bir kimseye arka çıkmayanlar (bu hükmün) dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayınız. Allah (haksızlıktan) sakınanları sever.” (Tevbe–4)
İki: İyiliği emredip kötülükten sakındırmak:
Peygamberlerin, salihlerin ve mümin kimselerin en büyük görevlerinden birisi, iyiliği emredip kötülükten sakındırmaktır. Kuran ve Resulullah bunun üzerinde çokça durmaktadırlar. Bir toplumda iyilikler emredilip, kötülükler sakındırıldığı sürece vahdet de korunacaktır. İnsanlar birlik içinde olup, sorunlarını güzellikle çözümlemeye çalışacaklardır. Allah, Kuran’da gerçek müminlerin; iyiliği emredip, kötülükten sakındırdıklarını, kâfir ve münafıklarında birbirlerini kötülüklere emredip, iyiliklerden sakındırdıklarını buyurmaktadır.
Hadislerde nakledildiğine göre, diğer amellerin kabulü bu farzın yerine getirilmesine bağlıdır. Allah’ın buyurmuş olduğu bu önemli farz uygulandığı takdirde bütün İslam mezhepleri birlik içinde olup, çekişmelerden sakınacaklardır ve eğer uygulanmazsa birliktelik bozulacak, dolayısıyla da kâfirler galip geleceklerdir.
Özelliklede günümüzde kâfirler birlik olarak İslam memleketlerinde Müslümanların vahdetini bozarak onlara hâkim olmaya çalışmaktadır. Her asırdan daha çok şimdi vahdete ihtiyacımız bulunmaktadır, İslam’ın hâkimiyeti, Müslümanların saadeti ve gelişimi için her şeyden çok şimdi birliğe muhtacız.
ÇEVİRİ : ZEHRANET
Yazı : Hüseyn mecidzade (taqhrib)