Beden sağlığı, insanoğlunun sürekli gündeminde olan konuların başında gelir. Güçlü olmak, uygun vücut ölçüleri, adalelerin düzgün ve güçlü olması ve her türlü bedensel özürden uzak olmak, insanların ulaşmak istediği bir durumdur. Bu hedeflere ulaşmak için her biri tek başına ya da birlikte bizi sağlığa ulaştırabilecek vesileler aramak gerekir.
Beden terbiyesinin en önemli araçlarından olan spor, uygun beslenme ve sağlık kurallarına riayetle birlikte, insan sağlığına ilaveten toplum sağlığını da temin edebilir. Mükemmel ve cihanşümul bir din olarak İslam, sağlıklı bir yaşamın bütün boyutlarını düşünmüş, dünya ve ahiret saadetine ulaştıran bütün yolları belirlemiştir. Sağlığın değerini ve onu korumanın önemini beyan etmiş, sağlıklı ve güçlü beslenmeyi öğretmiştir. Hatta bir kısım spor dallarına katılmayı teşvik etmiştir. Bu yazımızda İslam açısından spor ve spordan en iyi şekilde yararlanmanın etkenlerini araştırmak istiyoruz.
1- Spor ihtiyacı
Hareket etmek, insan hayatının gereklerindendir ve bu duygu insanın içinde mevcut olup, onun sağlığını korumasının ve zinde kalmasının bir faktörüdür. Hareketsizlik ise, gelişimi engellemenin yanı sıra, beraberinde birçok zarar, fiziksel ve ruhsal hastalıklar getirmektedir. İnsanın isteyerek ve istemeyerek yaptığı hareketler, zamanla hayat standartlarının artması ve ilmi açıdan gelişmesiyle yeni bir görünüm ve tarz kazanmış ve spor, insan hayatının önemli programlarından biri olmuştur.
Bugün spora karşı değişik bakış açıları mevcuttur ve insanlar çeşitli sebeplerden dolayı spora başlamaktadır ama bilinmesi gerekir ki spor önemsiz bir iş veya sadece vakit geçirme aracı değil; beden ve ruh sağlığı gibi birçok konuyla iç içe olan hayatın gerekli bir parçasıdır.
İnsanın günlük ve sürekli ihtiyaçlarının temini için spora ihtiyaç duyması, apaçık bir konudur ama bazen öyle kişisel ya da toplumsal ihtiyaçlar ortaya çıkmakta ki, sporu ve fiziksel olarak hazır olmayı daha zorunlu bir hale getirmektedir. Doğal afetler ve çeşitli savaşlar sebebiyle ortaya çıkan zorluklarla mücadelede bedenen ve ruhen hazır olmak gibi. Sonuçta insan sporu hayatının etkili bir parçası olarak görmeli; böylece günlük hayatındaki faydalarından pay sahibi olabilmelidir.
2- Spor ve bugünkü hayatımız
Günümüzde spor hayatın ayrılmaz bir parçasıdır. Bu gerekliliği kişisel ve toplumsal olmak üzere iki açıdan ele alabiliriz. Genel olarak şehir hayatı, doğadan uzak yaşama, suni gıdalarla beslenme, hareketsiz bir yaşam, hava kirliliği ve… halkın genelini fiziksel ve ruhsal açıdan büyük sıkıntı ve olumsuzluklarla karışı karşıya bırakmıştır. Spor tüm şartlarda gerekli olmakla birlikte, olumsuzlukların her yönden insanı kuşattığı ve sağlığını tehdit eder hale geldiği anlarda daha bir zorunlu hale gelmektedir. Çeşitli araştırma merkezleri ve üniversitelerce yapılan araştırmalarla elde edilen veriler, hareketsiz ve sporsuz bir hayatın tehlikelerini ve doğuracağı hastalıkları göstermektedir. Bu bir tehlike çanıdır; insanlar bu durumu göz ardı etmemesi gerekir.
3- Spora çocuk yaşta başlamak
Beden eğitimi, tıpkı beslenme gibi çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini etkilemektedir; bu yüzden, çocuk gelişiminin ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Yaşa uygun beden eğitimi, çocuğu çeşitli sportif becerilere hazırlar. İslam kültüründe, çocuğun oynamaya olan doğal ihtiyacı, çeşitli bedensel hareketler ve bunların anne baba tarafından öğretilmesine özel bir önem verilmiştir. İmam Sadık (a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur: “Bırak çocuğun 7 yaşına kadar oyun oynasın.”[1]
İslam’ın çocuklar için öngördüğü yetiştirme metotlarından biri, spor ve oyundur. Peygamber (s.a.a) çeşitli spor dallarında çocukların yetiştirilmesi hakkında ailelere tavsiyede bulunmuştur: “Çocuklarınıza yüzme ve okçuluğu öğretin.”[2] Âlimlerden bazısı, Peygamber’in (s.a.a) hadiste belirttiği yüzme ve okçulukla, dolaylı yoldan sporu kastettiğini ve ailelere sporun gerekliliğini anlatmaya çalıştığını belirtmişlerdir.[3]
Ehl-i Beyt’in (a.s) hayatlarında, çocukların oynamasına verdikleri önemi gösteren birçok tarihi örnek vardır. Örneğin Resulullah (s.a.a) bir gün Hz. Hasan’ı (a.s) beraberinde mescide götürdü. Namaz kılarken O’nu yanında oturttu. Secdelerden birini uzattı. Namaz bittikten sonra arkadakiler sordular: “Ya Resulallah! Bugün secdelerden birini daha önce hiç yapmadığın kadar uzattın! Yoksa o esnada vahiy mi geldi sana?” hazret şöyle buyurdu: “Vahiy gelmedi; oğlum Hasan o esnada omzuma çıktı. O’nu hemen indirmeğe kıyamadım ve kendisi inene kadar bekledim.”[4]
Yine Hz. Ali’nin (a.s) hayatından nakledilmiştir ki, bir gece kölesi Kamber’le birlikte, küçük çocukları olan fakir bir kadına yiyecek götürdü. Yetim çocuklara yiyecek verdikten sonra odanın içinde dönmeğe ve oyun oynayarak çocukları güldürmeğe başladı.[5]
Yine nakledilmiştir ki, İmam Hasan veya İmam Hüseyin (a.s) tam olarak yürümeyi beceremedikleri dönemde Resulullah (s.a) onların iki elini tutarak ayaklarının üzerinde yürüterek göğsüne kadar tırmanmalarına yardım eder ve şiirimsi ahenklerle teşvik ederdi.