Kâhinler Firavn'a "Mısır'da yaygın bir halde yaşayan Yakuboğulları soyundan birisi çıkıp senin saltanatına son verecek ve seni öldürecek... Hayatın onun elinde! demişlerdi. Bunun üzerine Firavn, kadın-erkek bütün casus ve ispiyoncularına; o devirler Allah'a inanan bir kavim olan İsrailoğullarının kadınlarını dikkatle izlemelerini, hamile olmaları halinde karınlarını deşerek bebeği dışarıya çıkarmalarını ve eğer bebek erkekse derhal parçalayıp öldürmelerini emretti.
Hz. Yusuf zamanından beri Mısır'da yerleşen ve şimdi sayıca halkın önemli bir kesimini oluşturan Yakuboğulları -peygamber Hz. Yakub'un neslinin -büyüklerinden olan İmran'ın karısı (Hz. Musa'nın annesi) Musa'ya gebeydi şimdi... Allah Tealâ’nın onun bebeğini ileride peygamberlik makamına ulaştırıp insanların hidayetiyle görevlendirmeyi takdir ettiğinden, bebeğini doğurduğu güne kadar onun hamile olduğunu kimse fark edemedi. Ancak, doğumdan sonra, Firavn'ın cellat ruhlu casuslarının onun doğum yaptığını öğrenmeleri halinde bebeğinin başına gelecekleri kara kara düşünmeye başladı:
"İşte tam o sırada Allah Tealâ Musa'nın annesine "Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, bu durumda onu suya bırak, korkma ve hüzne kapılma, çünkü onu biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız" diye vahyetti."
Musa'nın annesinin perişan yüreğine bir nur demeti gibi ışıyan bu gaybî ilham onu Allah Tealâ'nın lütuf ve kereminden ümidvar kılarak bebeğini mutlaka Allah'ın koruyacağı hususunda yakin bulmasına ve O'nun lütfünden emin olmasına yol açtı. Bu cihetle, bebeğini bir sandığın içine koyarak sandığı iyice kapattı ve geç kalır da bebeği, Firavn'ın memurlarının eline düşer ve diğer bebeklerin feci akıbetine uğrar korkusuyla daha fazla beklemeyip sandığı Nil'e bıraktı. Minik yavrusunu Allah'ın lütfüne ve keremine ısmarlamıştı.
Bu hadise tam sabahın ilk vakitlerinde, şafak vakti gerçekleşiyordu. Musa'nın kız kardeşi Meryem de annesiyle birlikteydi. Günün ışımaya yüz tuttuğu o hüzünlü lâhzada ana-kız gözlerini bir an olsun sandıktan ayırmıyor, Nil'in sularına bata-çıka gömülerek yuvarlanıp giden; kâh batıp kâh su yüzüne çıkan bu sandıktaki masum yavrucağın akıbetinin ne olacağını düşünüyorlardı
Musa'nın annesi, o sırada Firavn'ın memurlarının Nil'e atlayarak sandığı alıp götürdüklerini gördü. Sandıktaki çocuğun günün birinde onların düşmanı olacağını, onları ummadıkları elemlere boğacağını bilmeden hem de!
Evet... Firavn'la veziri Hâmân ve onların askerleri pek büyük bir yanılgıya düştüler!
Musa'nın annesi, gözünün nuru, henüz doğurduğu biricik yavrusunu Nil nehrine bırakınca bütün benliği yavrusunun hasretiyle yanıp kavruldu. Bebeğinden başka bir düşünce kalmamıştı zihninde. Var gücüyle haykırmak ve doyasıya bağrına dahi basamadığı yavrusunu Nil'in sularına bıraktığını herkese söylemek istiyordu. Fakat, imanını yitirmemesi için Allah Tealâ ona sabır verip yüreğini yatıştırdı.
Âsiye yıllardır bu taşyürekli zalim adamla yaşıyordu; fakat bu süre zarfında ondan çocuk sahibi olmamış bulunması da sevindirici bir şeydi. Bu iffetli, dürüst ve mert kadın, sarayında oturduğu sırada Nil üzerinde bir sandığın batıp çıktığını görmüştü. Firavn'ın sarayı Nil'in kenarındaydı. Âsiye, özel odasından, Nil nehrini rahatça görebiliyor, Nehrin üzerindeki geliş gidişleri kolayca müşahede edebiliyordu. Sulara batıp çıkan sandığı görür görmez merakla adamlarını çağırıp sabahın o erken saatlerinde suya girmelerini ve o sandığı derhal kendisine getirmelerini emretti.
Bu Allah'ın bir lütfuydu...
Evet, O'nun sonsuz lütuf ve keremi tıpkı bir gölge gibi Musa'yı takip etmiş ve onu sandıktan çıkarması için Âsiye'nin yüreğini merak ilhamına boğmuştu...
O sırada kızıyla birlikte sandığı dikkatle izleyen Musa'nın annesi, saray muhafızlarının sandığı sudan alıp götürdüklerini görünce telaşla kızına dönüp: "Git onu izle!" dedi, "Bebeğin başına gelenleri öğrenmeye çalış."
Musa'nın kız kardeşi, annesinden ayrılarak onlara sezdirmeden Firavn'ın memurlarını izlemeye başladı; onların bütün hareketlerini kolayca izleyebileceği şekilde kendilerine yaklaşmış, bir şeylerle meşgulmüş gibi davranmıştı. Memurlar sandıkta ne olduğunu bilmedikleri gibi, o kızın bu civarda ne yaptığını ve aklından neler geçirdiğini de bilemiyorlardı.
Sandığı alıp saraya götürdüklerini gören Musa'nın kız kardeşi, minik kardeşinin başına gelecekleri öğrenebilmek için ne pahasına olursa olsun saraya girmenin yollarını aramaya başladı.
Görevliler, sandığı Âsiye'nin odasına getirerek onun huzurunda açtılar. Her görenin yüreğinde muhabbet ve sevgi duyguları uyandıracak güzel ve pek sevimli bir oğlan çocuğuydu bu. Gözlerinin içi gülüyordu...
Bu sırada Firavn da karısı Âsiye'nın yanında oturmuş, olanları merakla izlemedeydi.
Firavn'ın karısı bebeği görür görmez bunun, Firavn'nın zulmünden korkan zavallı bir annenin aklına gelen son kurtuluş çaresi olduğunu ve Firavn'ın cellatlarının eline geçmemesi için işi Allah'ın takdirine bırakıp yavrusunu Nil'un sularına attığını anlamış ve bundan fevkalâde müteessir olmuştu. Bebeğin canını kurtarabilmek için Firavn'a "Pek sevimli ve şirin bir bebek bu!" dedi, "Benim ve senin gözümüzün nuru, yuvamızın neşe ve mutluluk kaynağı olur... Onu öldürmeyin. Evlat ediniriz. Bizim için çok iyi olur belki de... Hem, belki de onu evlatlık olarak almamız gerekiyordu!
Evet, Âsiye böyle demekteydi. Fakat gerçekte olup bitenlerin asıl mahiyetini oradaki hiç kimse bilmiyordu!
Firavn da onca ilahlık iddiasında bulunuyor olmasına rağmen; nihayet her insan gibi o da sınırlı ve kusurlu olduğundan kendisi için ne kadar tehlikeli olacağının farkına daha varmaksızın eşinin isteğine boyun eğerek çocuğun sarayda kalmasına ve bizzat kraliçe Âsiye'nin şahsi bakım ve eğitimi altında yetişmesine razı oldu!
Âsiye, bebeği emzirecek bir dadı bulunmasını istedi. Fakat Musa, saraya getirilen hiçbir kadının sütünü emmiyordu!
"Allah Tealâ Musa'ya diğer kadınların sütünü emmeyi haram kılmıştı. Âsiye, Musa'nın hiçbir dadının sütünü emmeyişi karşısında ne yapacağını şaşırmış ve üzüntüye boğulmuşken, o sırada Musa'nın kız kardeşi çıkageldi ve "Bu çocuğu emzirecek ve istediğiniz gibi en iyi şekilde onun bakımını üstlenecek bir aileyi size tanıtmamı istemez misiniz?" dedi.
Âsiye ve Firavn, genç kızın teklifini kabul ederek bir de o kadının gelip bebeği emzirmeye çalışmasını istediler. Belki bu defa çocuk verilen sütü emerdi, kim bilir? Musa'nın kız kardeşi annesinin yanına dönerek, bebeği sandıktan çıkardıklarını, fakat hiçbir kadının sütünü emmeye yanaşmadığını söyledi ve "Ben de seni tavsiye ettim, gidelim bakalım ne olacak..." dedi. Saraya vardılar. Musa'nın annesi göğsünü bebeğe uzatır uzatmak çocuk süt emmeye başladı!
Bebeğin sadece bu kadının sütünü emdiğini gören Âsiye, Musa'nın annesiyle kız kardeşine her gün saraya gelmelerini ve Firavn'ın evlatlık olarak kabul etmiş olduğu bu çocuğu emzirip bakımıyla uğraşmalarını söyledi:
"Böylelikle, gözünün aydın olması, hüzne kapılmaması ve gerçekten Allah'ın vaadinin hak olduğunu bilmesi için onu annesine geri vermiş olduk. Ancak, onların çoğu bilmezler."Kasas Sûresi: 13
Firavn'ın korkusuyla annesinin onu Nil nehrine bırakıp Allah'ın lütuf ve keremine ısmarladığı minik Musa; Mısır'ın görkemli sarayında ve kendi annesinin sütüyle, onun kucağında yetişip büyüdü ve günün birinde bir hadise sırasında kasıtlı olmaksızın Firavn'ın memurlarından birini öldürünce şehri terk edip çöle kaçmak zorunda kaldı. Böylece Musa, Sina çölünü tek başına aşarak Medyen şehrine gelip daha sonra etraflıca anlatacağımız üzere Hz. Şuayb peygamberin damadı olmuş ve peygamberlikle görevlendirildiği 11 yıldan sonra, 28 yaşındayken, Firavn ve Mısır halkını hidayete davet gayesiyle Mısır'a gitmekle vazifelendirilmiştir. Böylece orada hem annesi ve kardeşi Hârun'u görebilecek, hem de ilâhi vazifesini gereğince yerine getirecekti.