Bu gün, emelleri zaman sürecinde ebedileşen, tohumları yeşerten ve susamış fidanları doyasıya sudan doyuran, yenilmez ve kahraman bir şahsiyetin şehadet yıl dönümünü idrak ediyoruz. Bu büyük şahsiyet, imam Ali'nin (sa) pak evladı, insanlık ve şehadettaleplik muallimi imam Hüseyin'dir (sa).
Irak'ın Musul kentinin müftüsü el-Ubeydi şöyle diyor: Kerbela faciası beşeriyet tarihinde ender rastlanan bir olaydır, nitekim bu olaya imza atanlar de eşsiz insanlar sayılır. Hüseyin Bin Ali (sa) mazlumun hakkını ve kamu maslahatını savunmayı bir görev bildi ve bu yolda pasit davranmadı.
O hazret mübarek varlığını Kerbela kurbangahında feda etti ve bu yüzden yüce Allah katında şehitlerin baş tacı sayılır ve tarihte de kendisinden reformcuların önderi olarak söz edilir.
Faslı Seyyid İdris Hüseyni de şöyle anlatıyor: Bir gün yakınlarımdan biri benden nasıl oldu da Ehli Beyt mektebine katıldın, diye sordu. Ben de şöyle dedim: İmam Hüseyin (sa) ve Aşura günü o şekilde şehit edilmesi. Çünkü o gün yaşanan acı tablolar ve o hazrete ve hanedanına yönelik işlenen feci cinayetler, ancak ve ancak sağlıklı ve hidayete ermiş bir düşünce yüzünden gerçekleşmişti.
Kerbela çölünde akan Ehli Beyt fertlerinin pak kanları sıradan akan kanlar olamaz. Bu kan, Allah Resulü'nün (sav) hakkında çok kez tavsiyelerde bulunan en asil ve en şerif bir insanın kanıydı. Böyle bir insan asla batıl yolunda olup da onu katleden hainler asla hak olamaz.
İmam Hüseyin (sa) babası imam Ali (sa) gibi insanlık tarihinin en mazlum fertlerinden biridir. Bu gün her zamankinden daha çok imam Hüseyin (sa) ve Aşura kıyamından söz edilmektedir. Bunun sebebi insanların sürekli adalet ve özgürlük yokluğundan ve zulüm ve haksızlıkların artmasından acı çekmesidir ve imam Hüseyin (sa) gerçekte zulüm karşıtlığı, adalettaleplik ve özgürlük bayraktarıdır.
Gerçekte Aşura hadisesini beyan etmek zulme alışmış ve riyakarlığı resmiyete tanımış insanları bu huylarından kurtulmak için harekete geçirir. Pak ve büyük onurla yaşayan ve dünyanın hür insanlarının baş tacı olan mazlum bir şahsiyetin katlandığı acıları yeniden beyan etemk mazlumların seslerinin daha yüksek bir tonla duyulmasına ve zalimlerin saraylarının temellerinin sarsmasına vesile olur.
İslamiyetin büyük ve tarih yazan şahsiyeti imam Hüseyin (sa), yaklaşık 57 yıl yaşadı. Bu yılların 6 yılı, Medine'de Allah Resulü'nün (sav) yayında geçerken 30 yılı da babası imam Ali (sa) ile birlikte İslam ümmetinin engebeli dönemi ile sürdü. O hazret on yıl da ağabeyi imam Hasan (sa) ile birlikte yaşadı.
İmam Hüseyin, ağabeyinin şehadetinden sonra on yıl İslam ümmetinin imametini sürdürdü. O yıllar, imam Hüseyin'in (sa) cesareti, büyüklüğü, akılcılığı ve hakikattalepliği gibi özelliklerinin aynasıdır. Fakat imam Hüseyin'i (sa) beşeri topluma tanıtan en büyük özelliği, yaşamının son günlerinde ve özellikle Aşura gününde sergilediği tavır ve tutumdu.
Aşura kahramanı Kerbela çölünde yarattığı hamasetle tarihin diğer tüm önemli hadiselerini etkiledi. Hak ve hakikat uğruna şehitlerin baş tacının Aşura günü şehit düşmesi, tarihte oldukça kalıcı ve coşkulu bir aşk yarattı ve o hazretin hamasetini beşeriyete ebedileşmiş bir ansiklopedi gibi sundu. Bu yüzden İranlı şair Fuat Kirmani şöyle yazıyor: Düşman seni katletti, ama nurun sönmedi
Evet, sönmeyen nur, Rabbimizin nurudur
İmam Hüseyin (sa) mantığında yaşam, ancak insani izzet ve keramete dayandığında güzel ve anlamlı olur ve Allah'ın sunduğu yaşamın en önemli amacı, erdeme ve yüceliğe ermektir.
Tabi bu yolda hareket etmenin en önemli aracı da, adalet ve özgürlüğü kurmaktır. Adalet ve özgürlük beşeri toplumlar için akciğerler için hava kadar önemlidir ve bunlar olmaksızın insanlar yaşayamaz.
İmam Hüseyin (sa) insanları kader belirleyici hareketlere yönlendirmek ve toplumda adalet ve eşitliği sağlamak için izzetli ölümle ebedi yaşama kavuşmanın büyük bir saadet olduğunu belirtti. Gerçekte imam Hüseyin (sa), düşünceleri hak ekseni ve dini ve insani değerleri ihya etme üzerinde kurulan Hz. İbrahim (sa), Hz. Musa (sa), Hz. İsa (sa) ve Hz. Muhammed (sav) gibi peygamberlerin mirasçısıdır.
İmam Hüseyin (sa) yüce ruhunu beşeriyeti kurtarmaya adadı ve insanların yücelmesi için kıyam etti. bu yüzden Arap şairlerden biri imam için şu ifadeleri kullanıyor: Ruh yüce olunca cisim ve bedenin onu izlemekten başka çaresi yoktur. Lakin küçük ruhlar bedeni takip eder ve mantık ve akıldan uzak hareket ettiği için kaçınılmaz olarak her türlü zillete ve bedbahtığa boyun eğer ve her türlü cinayeti işler.
İslam kültüründe şehadet, milletlerin yaşamını ve iman nurunun bekasını güvence altına alan bir inançtır. Bu yüzden beşeri toplumlar adalet ve eşitliğe kavuşmak için sürekli cesur ve fedakar insanlara ihtiyacı vardır.
Gerçekte şehit, kendi canını ve kanını feda ederek ortamı kötülüklerden arındırır ve başkalarının gelişmesine ve özgürlüklerin sağlanmasına zemin hazırlar. Bu yüzden şehadet düşüncesi ardından toplumda aydınlık ve basiret görülmeye başlar ve şehitler hiç bir şeyden korkmayan ve ölümü bilinçli olarak seçen aydın ve pak insanlardır.
İmam Hüseyin (sa) şehadettaleplik simgesidir. Allah sevgisi ve insanları kurtarma aşkı öylesine o hazreti sarmıştı ki Aşura gününde düşmanlarla çatışma arenasını adeta sanat ve fedakarlık arenasına dönüştürmüştü.
Aşura gününde tüm sahabeler şehit düştükten sonra imam Hüseyin (sa) bir noktayı operasyon merkezi olarak seçti. İmam orada bekliyor ve oradan düşman saflarına saldırıyordu. O hazret herkesten daha cesur ve daha yürekliydi ve saldırdığı her noktada bir kaç kişiyi dağıtıyordu. Hiç kimse o hazretle teke tek savaşmaya cesaret edemiyordu.
Saad'ın oğlu haykırdı: Ne yapıyorsunuz? O, Ali'nin oğludur. Onun bedeninde Ali'nin ruhu var. Onunla teke tek çarpışmayın.
İşte bundan sonra düşman, imam Hüseyin'i (sa) yenmek için yöntem değiştirdi ve hilekarlığa yöneldi.
İmam Seccad (sa) Aşura olayını şöyle anlatıyor: Babam Hüseyin zor duruma düştüğünde, onunla savaşanlar babama baktılar ve onu umduklarından farklı buldular, öyle ki o zor şartlarda düşmanın elleri titremeye ve gönülleri korku ve dehşete kapılmaya başladı. Fakat Hüseyin (sa) ve ihlaslı sahabeleri, yüzleri parlıyor, bedenleri dim dik ve huzurlu görünüyordu. Düşmanlar bir birine, bakın Hüseyin ölümden asla korkmuyor, diyordu.
Kerbela'nın kurak ve sıcak çölünde devam eden eşitsiz savaşta bir süre sonra susuzluk ve yorgunluk imam Hüseyin'i (sa) zorlamaya başladı.
Bir an duraksadı. Düşman ordusundan biri bir taş attı. Taş o hazretin alnını yardı. İmam yüzündeki kanı silmek için gömleğini yukarı çekti. O sırada acımasız biri, Allah Resulü'nün (sav) göğüsün hedef alarak bir ok attı. Ok, o hazretin göğüsüne saplandı ve mübarek bedeninde kanlar akmaya başladı. İmam göklere baktı ve şöyle konuştu: Ey Rabbim, sen bilirsin ki bu ordu, yer yüzünde ondan başka Allah Resulü'nün kızının oğlu olmayan birini katlediyor.
İmamın baygın vücudu bir süre öylece yerde kaldı. Hiç kimse o nurani zata yaklaşmaya cesaret edemiyordu.
Hilal Bin Nafi şöyle anlatıyor: Allah'a andolsun o zamana kadar onun kadar kana bulanmış güzel bir cenaze görmemiştim.
Evet, Allah Resulü'nün (sav) sevdiği torunu Hüseyin kanlar içindeydi. O sırada imam Hüseyin (sa) yüce Allah ile fısıldaşıyordu:
Ey Rabbim, senin rızana razıyım ve senin belirlediğin kaderime karşı sabrediyorum. Ey Rabbim, senden başka Rabbim yoktur benim. Ey herkes için ona göre hükmeden Rabbim, benle bu insanlar arasında da sen hükmet, çünkü sen en iyi hükmedensin.
O sırada imam Hüseyin'in (sa) veladetinin anıları akıllarda canlandı. Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştu: Hüseyin dünyaya geldiğinde Rabbim Cebrail'e meleklerden bin grupla bana nazil olmasına ve Hüseyin'in veladetini kutlamasını emretti.
Ancak Allah Resulü (sav) Hüseyin'i kucağına alıp şevkinden onu öperken birden bire gözleri yaşlarla doldu. Sebebini sorduklarında o hazret şöyle karşılık verdi: Cebrail bana dedi ki senden sonra ümmetin bu mübarek insanı şehit edecek.
Aşura günü dolaysıyla tüm İslam alemine bir kez daha taziyelerimizi sunuyoruz. Selam olsun Hüseyin'e (sa) ve onunla birlikte canlarını feda ederek şehit düşen pak insanlara