Soğuk savaş döneminde olduğu gibi, şimdilerde de şiddete başvurmak ve düşmana karşı saldırı girişimlerinde bulunmak çok sıradan bir olaymış gibi gösterilmektedir. Bush, Irak’a yeni askerler gönderirken,sanki Irak’ın iç işlerine başka ülkeler karışmıyormuş gibi ,İran’ı Irak’ın iç işlerine karışmakla suçlaması pekte şaşırılacak bir şey değil., Amerika kendisini dünyanın hâkimi görerek başka ülkelerin iç işlerine karışma hakkını sadece kendisine vermekte ve diğer devletlerinde buna yetkisi olmadığını savunmaktadır.
Washington, soğuk savaş zihniyetiyle İran’dan başlayıp, Lübnan’a Irak’ın güneyinden de Suriye’ye varan Şii’lerin başında Tahran’ı görmektedir. Irak’taki şiddet saldırılarının artması ve Amerika’nın sürekli İran’ı tehdit etmesi bunun bir göstergesidir, ancak buna rağmen Tahran’ı bölgede büyük bir güç olarak, Irak’taki durumun düzeltilmesi amacıyla düzenlenen konferansa katılmasını istemesi, aslında, dünyanın her tarafında Amerika’nın zorba siyasetine duyulan nefret ve itirazları yumuşatmak için yapılan diplomatik bir atak olduğunu gösterir, Amerika bu şekilde davranarak kamuoyundaki çehresini düzeltmeye çalışmaktadır. Bu endişeleri, terörizm hakkında araştırmalar yapan Dr. Bergen ve Shanek “Irak’ın Etkisi” adlı kitabında kaleme almıştır. Shanek kitabında; Amerika’nın Irak'a saldırmasının dünyada’ki terör olaylarını yedi katına çıkarttığını, İran’a saldırması durumunda terörün çok daha fazla artacağını yazıyor.
Amerika’nın tek düşündüğü bir şey var oda, dünyanın enerji merkezi olan orta doğuyu ele geçirmek ve bu enerjiye kontrolü altına almak. Petrole sahip olmak Amerika’nın ikinci hedefi, asıl hedefi petrolü kontrolü altına almak, zira petrolü kontrolü altına almak dünya hegemonyası demektir.
İran’ın gün be gün Şii otoritesini güçlendirmesi, Amerikan hegemonyasını büyük bir çalkantıya itmektedir. Dünyada bulunan büyük petrol ve diğer enerji yatakları şiaların yaşadığı Arap devletlerinde ve İran’da bulunmaktadır, bu yüzden Amerika için en büyük kâbus, Şiilerin birlik olması, bu birlik sayesinde petrolün kontrolünü ellerinde tutması ve böylelikle Amerika’ya karşı bağımsızlıklarını koruya bilmeleridir. Amerika petrolün kontrolünü ele geçirerek dünyaya hâkim olma peşinde, ancak bu hâkimiyetin Şiilerin eline geçmesi, Amerika’nın en büyük kâbusu olur.
Şii ülkeler birlikteliklerini sağlayarak yeni bir blok oluşturacak olurlarsa bunu, şuanda merkezi Çin’de bulunan “Asya Enerji Güvenliği Birliği” ne dâhil edecektir. Hiç şüphesiz bu blokta ki ülkelerin içerisinde İran en güçlü ve sözü en fazla geçen ülke olacaktır. İşte o zaman Amerika’nın dünyada ki hâkimiyeti büyük bir ölçüde zayıflamaya başlayacaktır.
Aslında Amerika’nın İran’a karşı bu kadar düşman olmasının nedeni, İran halkının Amerikan egemenliğine karşı gelerek Şahı devirip, özgürlüklerine kavuşma günahında yatmaktadır. Bu yüzden Amerika İran’ı cezalandırmak için önce Saddam’ı silahlarla donatarak saldırttı, başarılı olmayınca da dünya çapında ambargoya başvurdu, fakat yine başarılı olamadı aksine ambargo İran’ın içten gelişmesine neden oldu.
İsrail 1978 yılından buyana Lübnan’a saldırmakta ve beşinci saldırısını geçen Temmuz ayında yaptı. Bu saldırı aslında, Amerika ve İsrail’in İran planlı bir saldırısıydı, fakat bütün planları altüst olup, başka bir renk aldı.
Bush hükümeti, her ne kadar sürekli İran’ı tehdit edip, saldıracağını söylese de ben bunun gerçekleşeceğine pek inanmıyorum. Amerika ve dünya halkları bunu asla istememektedir, bununla beraber Pentagon ve istihbarat teşkilatı da ellerindeki bilgilere göre İran’la savaşa yanaşmıyor. İlk bakışta İran’ın Amerika’ya karşı direnemeyeceği sanılabilir, fakat İran çok daha farklı yönlerden Amerika’yı püskürtecektir, kesinlikle İran kendisini koruyarak Amerika’nın ülkesine girmesini engelleyecektir. İngiliz araştırmacı Barent kitabında, Amerika’nın İran’a saldırması halinde büyük bir ihtimalle üçüncü dünya savaşının çıkacağını yazıyor.
Amerika askeri müdahaleden önce bu ülkeyi içten çökertme çabasında, bunun için de ilk olarak azınlıkları devlete karşı ayaklandırmak ve bağımsızlıklarını istemeleri için kışkırtmaktadır, örneğin İran petrolünün en fazla çıkarıldı Huzistan eyaletinde bunun büyük çalışmasını gerçekleştirmek istemesi Diğer bölgelerde de aynı şekilde halklar bağımsızlıklarını kazanmaları için kışkırtarak İran’a hâkim olma yolları peşindedir. İkinci çalışması; dünya ülkelerine büyük bir baskı yaparak İran’a karşı ambargo uygulamalarını istemesidir. Bunu da Avrupa ülkeleri üzerinde başarmıştır, ancak diğer ülkeler buna yanaşmıyor zira birçok açıdan İran’a muhtaçlar.
İran için uyguladıkları üçüncü stratejide; İran hükümetini halkının refah ve huzuru için çalışmadığı, fakirliğin gün be gün çoğaldığı, yolsuzlukların arttığı bir ülke olarak gösterip halkın devlete olan bağlılığını kırmaya çalışmasıdır. Bununla birlikte İran’ı dünya çapında kötü bir ülke olarak tanıtmak, İran’a baskıcı, terörist ve şiddet peşinde olan bir ülke imajını çizmeye çalışmaktadırlar. Sürekli ellerinde bulunan medya gücüyle İran yöneticilerini korku salan kimseler olarak tanıtıyorlar, İranlı yöneticilerin yapmış olduğu sert açıklamaları defalarca yayınlayarak ne kadar şiddet taraftarları olduklarını lanse etmekteler. Sanki dünyaya saldıran ve korku salan kendileri değillermiş gibi.
Amerika’nın Irak’a saldırması, İran’a kendisini daha da güçlendirmesi gerektiğini gösterdi. İran Amerika’nın hiçbir etik ve hukuksal kurala bağlı kalmadan, nasıl zayıf ülkelere saldırdığını gördü ve bu yüzden Amerika’yı caydıracak silahlara yatırım yapmaya başladı. Şuanda İran’ın etrafı Amerika tarafından çevrilmiş durumda; Afganistan, Irak, Türkiye, körfez ülkeleri, Pakistan ve yakınında bulunan İsrail,bu yüzden İran büyük bir gayretle kendisini her alanda özellikle de askeri alanda güçlendirmeye çalışıyor.
Şunu da belirtmeliyim ki; Birleşik devletler yapmış olduğu başarısız icraatları yüzünden ne zaman kime saldıracağı belli olmayan yaralı bir hayvana dönüşmüş durumda.
Bu durumda saldırgan çok büyük bir tehlike oluşturabilir, asla mantıklı düşünmez ve geleceğe yönelik hareket edemez. Ümitsizce kendi çıkarlarını korumak için, yenilgiye uğrayacağını bildiği halde saldırıya geçebilir. Bush yönetimi, Irak’ta hiç beklenmedik bir facia yarattı, istediği gibi bir hükümet’te kuramadı ve üçüncü olarak’ta asıl hedefi olan petrolü kontrolü altına alamadan Irak’tan çıkmaz. Bu üç teorimden çıkarılacak sonuç şudur; Amerika Irak'ta büyük bir yenilgi ve başarısızlıkla karşılaşmış durumda, yani bu yaralı hayvan’ın yenilgisini dünya kamuoyundan gizlemek için başka bir delilik yapmasını engellemek gerekir.
Noam Chomsky
The Gardian
ÇEVİRİ : ZEHRANET