Bugünlerde imam Hüseyin (sa) şehadetinin 40. günü olan Erbain'i idrak etmekteyiz. Bu gün, o hazretin gerçekleştirdiği büyük kıyamın yüce amaçlarını bir kez daha düşünmek ve üzerinde durmak için iyi bir fırsat sayılır.
Tarihin de şahadet getirdiği gibi imam Hüseyin (sa) kıyamı, üzerinden zaman geçtikçe daha da dinamik hale gelen ve daha etkili olan bir kıyamdır. Gerçi Aşura kıyamı üzerinden asırlar geçti, lakin bu kıyam asla coğrafyalarda, milliyetler veya kendi çağında mahsur kalmadı ve tarih boyunca adeta parlayan bir güneş gibi etkisini sürdürdü.
Hindistan'ın bağımsızlık lideri Gandi, çeşitli inançlara mensup olan milletini bilinçlendirmek için zulmü karşı galip gelmenin tek yolunun Hüseyin Bin Ali (sa) kıyamını izlemek olduğunu belirtirken şöyle diyor:
Ben Hindistan halkı için yeni bir şey getirmedim. Ben sadece Kerbela kahramanının yaşamı üzerinde yaptığım araştırmanın sonucunu Hint halkına sundum. Eğer Hindistan'ı kurtarmak istiyorsak, Hüseyin Bin Ali'nin izlediği yolu izlemeliyiz.
Gerçekten de Erbain gibi günler, imam Hüseyin'in (sa) kıyamının tarihinden bir kaç sayfayı daha gözden geçirmek ve bu olaydan gereken dersleri almak için iyi bir fırsattır.
Biz de imam Hüseyin (sa) şehadetinin 40. günü dolaysıyla taziyelerimizi sunarak Kerbela kıyamını bir kez daha gözden geçirmeye çalışacağız.
İmam Hüseyin ve vefakar sahabelerinin Kerbela çölünde şehit düşmelerinin ardından düşmanlar o hazretin hanedanını ve Aşura kıyamından geriye kalanları tutsak etti. esirlerin başında imam Hüseyin'in (sa) kardeşi Hz. Zeynep (sa) yer alıyordu.
Tarihçilerini belirttiğine göre Yezid ordusunun komutanı Ömer Saad en başta Kerbela şehitlerinin kafalarını keserek Küfe valisi İbni Ziyad'da gönderdi ve muharrem ayının 11. günü akşam üstü esir kervanı ile birlikte Küfe'ye doğru yola çıktı.
Rivayetlere göre Kerbela şehitlerinin naşları üç gün sıcak çölde öylesine yerde kaldı, ta ki Esedoğulları kabilesi olay yerine geldi ve ardından şehitlerin mutahhar naşlarını cenaze namazını kıldıktan sonra toprağa verdi.
Esir kervanı ise içler acısı bir durumda Küfe'ye ve ardından Şam'a doğru yoluna devam etti.
El-Hof adlı eserinde Seyyid Bin Tavus şöyle yazıyor:
Ömer Saad, imam Hüseyin (sa) ehli beytinden geriye kalanları Kerbela'dan götürdü. Kadınları, sırtlarına yırtık kilimler atılan develere bindirdi. Develerin ne gölgeliği vardı, ne de oturağı. Kervandakilerin çoğu çocuk ve kadınlardan oluşuyordu. Erkeklerden sadece imam Seccad (sa) ve imam Hasan'ın (sa) iki oğlu yer alıyordu. Kervan Küfe kentine varınca yeni bir Aşura başladı.
Gördüğü ağır musibetler yüzünden Hz. Zeynep (as) çok ağır anlar yaşıyordu. Ancak Küfe'de sergilediği cesaret ve akılcı davranışı ile Emevi hanedanına karşı daha sonraki kıyamların zeminini oluşturdu. Bu konuda Beşir Bin Hazim Esedi şöyle diyor: O gün, Ali kızı Zeynep, herkesin ilgisini çekmeyi başlardı. Allah'a andolsun onca iffetine karşın bunca açık ve cesur konuşan bir kadın görmemiştim. Sanki konuşmayı babası Ali'den öğrenmişti.
Hz. Zeynep (sa) Küfe halkına ahitlerini çiğnemelerinden söz etti ve böylece Emevilerin görece zaferinin haşmetini yıkıverdi. Hz. Zeynep (sa) kesin ve ölçülü sözleri ile öylesine Küfe halkını ezdi ki hepsi utançlarından ağlamaya başladı. Hz. Zeynep (sa) konuşması ile Küfe halkını alt üst etti, öyle ki daha sonra tevbe edenler anlamına gelen Tevvabin kıyamını gerçekleştirdiler.
Hz. Zeynep (sa) Küfe halkına şöyle dedi: Ey Küfe halkı, ey hilekarlar ve ey vefasızlar, acaba bizim halimize mi ağlıyorsunuz? Evet, daha fazla ağlayın ve az gülümseyin. Çünkü sizin bu yaptığınız aybın lekesi asla üzerinizden silinmeyecektir. Şunu bilin ki ahiretiniz için şimdiden çirkin bir amel yazdırdınız ve bu yüzden Allah'ın gazabına uğrayacaksınız.
6
Hz. Zeynep ve imam Seccad'ın bu tür aydınlatıcı konuşmaları Yezid iktidarının merkezi Şam'da da devam etti. bu durum tabi ki Yezid'i insanlar uyanacak diye kaygılandırdı ve bu yüzden esir kervanının Medine'ye geri götürülmesini emretti.
Bazı rivayetlere göre aynı yılın Erbain'inde ve bazı rivayetlere göre de bir sonraki yılın Erbain gününde Kerbela çölü, Aşura kıyamından geriye kalanları ağırladı. İmam Hüseyin (sa) ehli beyti ve diğer şehit aileleri Kerbela'yı ziyaret etti. gerçekte bu insanlar için o acı olayı anmak çok acı ve elem vericiydi. Herkes kendi şehidinin mezarını kucakladı ve Kerbela çölünde göz yaşları sel oldu ve böylece ilk kez tarihin en büyük şehitleri mezarları başında anıldı.
Selam olsun sana ey Hüseyin, selam olsun sana ve senin yolunda canını feda eden bu pak insanlara.
Kerbela olayından sonra Emevi hanedanı türlü yollara baş vurarak muhaliflerini, iktidarı hırsı yaşayan isyancı kimseler şeklinde tanıtmaya çalıştı. Emeviler türlü spekülasyonlar yayarak Kerbela gerçeğini gizlemeye çalıştı. Ancak ta ilk günlerden itibaren bu çabaları boşa çıktı. Çünkü imam Hüseyin (sa) kıyamı, Hz. Zeynep (sa) ve imam Seccad (sa) gibi iki mesajcısı vardı. Bu iki büyük insan her fırsatta imam Hüseyin (sa) kıyamının azametini ve amacını anlatarak Emevilerin çirkin mahiyetini ifşa ettiler. Bu ifşaat tabi ki Kerbela kıyamından sonraki hareketlere zemin hazırladı. Tevvabin kıyamı, Medine halkının isyanı, Irak'ta Muhtar Sakafi kıyamı, hepsi Kerbela olayının ardından ve bu olayda şehit düşenlerin intikamını almak için gerçekleşti. Kerbela'dan sonra toplumda bir uyanış hareketi başladı ki bu da imam Hüseyin (sa) kıyamının tesiriydi. Bu etki o kadar derindi ki özel bir zaman kesidi ile sınırlı kalmadı ve günümüze dek sürdü.
Kuşkusuz imam Hüseyin (sa) kıyamının kalıcılığı ve etkinliğinin sırrını bu kıyamın mahiyetinde aramak gerekir. İmam Hüseyin (sa) hareketinin başından itibaren her pak vicdanın benimsediği ilkelere vurgu yaptı. Adalet, zulümle mücadele, ilahi değerleri inşa etmek, beşeri tarihte ebedi ve kutsal sayılan ilkelerdi. İmam Hüseyin (sa) hareketi de beşeri düşünceyi kendine hayran bırakan ilkelerin korunduğu bir harekettir. Bu harekette fazilet ve yiğitlik gibi ilkeler en güzel şekli ile zulüm ve aşağılık gibi çirkin sıfatlara karı kendini gösterir. İmam Hüseyin (sa) yüce düşüncelere sahipti ve beşeriyetin cahillik ve sapkınlıktan kurtulmasını istiyordu.
İmam Hüseyin'i (sa) rahatsız eden şey, insanların gafleti ve cahilliğiydi. Bu yüzden imam yaşamının son anlarına kadar hep sapkın ve gafil insanları hidayete erdirme kaygısını taşıdı. İmamın narin ve ince ruhu, Allah resulünün ümmeti için kaygılıydı. İmam hatta savaş sırasında düşman ordusuna konuşuyor ve onları saadet ve hayıra davet ediyordu.
Erbain ziyaretnamesinde şöyle okumaktayız:
Ey Rabbim, Hüseyin canını feda etti ki kullarını cahillikten ve sapkınlıktan kurtarsın. Ancak dünyaya kananlar ona karşı birlik oldular ve saadetlerini ucuza sattılar. Ey Hüseyin, senin dinin temellerinden ve müslümanların sağlam sütunlarından olduğuna şahadet getiriyoruz. Senin mümin kullların sığınağı ve hidayet işareti olduğuna şahadet getiriyoruz.
İmam Hüseyin'e (sa) göre toplumun sapkınlığı ve fesadı, dini öğretilere karşı isyan etmek ve Allah hakimiyetini kabul etmemekten kaynaklanıyordu. İmam Hüseyin'in (sa) beşeriyete olan mesajı aynen peygamberler ve büyük evliyaların mesajı gibidir. İmam Hüseyin açık bir kelamla insanlara saadet yolunu ve özgürlük ve adalet gibi ilkelere bağlı kalmalarını anlattı. O hazretin sözlerinde yüce değerlere yapılan vurgulara rastlamak mümkün. İmam Hüseyin (sa) asla iktidar ve güç peşinde değildi ve ne yaptıysa insanların fazileti ve hayırı için yaptı. İşte bu yüzdendir ki o hazret asırlardır etkili olmaya devam ediyor. Dr. Muhammed Hasan Şehate'nin de vurguladığı gibi imam Hüseyin'i ne doğuda ne batıda aramak gerekir. O hazreti gerçekte gönüllerde aramalıyız.
Kuşkusuz yüce Allah'ın iradesi bu dünyanın paklık ve faziletlerin mekanı olmasına yöneliktir. Eğer bir akım bu yüce emele aykırı hareket edecek olursa bu kez Allah ve hakikat peşinden giden cesur insanlar elbette ki kıyam edecek ve insanlığı cahillik ve fesattan kurtarıncaya dek mücadelerini sürdürecektir. İşte bu yüzden imam Hüseyin'in (sa) yolu tarih boyunca ebedileşti.