İran'da İslam inkılâbının Şubat 1979 yılında zafere kavuşmasından sonra İran İslam cumhuriyetinde büyük bir ilmi hareket başlatıldı. İslam öğretileri temelinde bilimsel çalışmalar başlatıldı ve yetenekli İran milletinin ilim ve teknolojik çalışmaları teşvik edilip destekledi. Böylece İslami İran'da bilimsel kalkınma şartları sağlandı.
Milletlerin kalkınması ve gelişmesinin yolu, ilim ve teknoloji alanında büyük bir birikim ve ilerleme kaydetmesidir. Çünkü bir çok sorunların ana kaynağı, milletlerin ilim ve teknolojiden mahrum bırakılmasıdır.
İran milleti de bu ilkeye inancından dolayı ilmi çalışmalarını zirveye ulaştırmaya çalışıyor. İran milleti iki asırdan fazla saltanat rejimleri ve özellikle Pehlevi dikta rejiminin 50 küsur hakimiyeti altında tutulup yabancı güçlere bağımlı kılındı. Böylece kendi bilimsel ve teknolojik gelişimini sağlayamadı. Fakat İslam inkılabının zaferinden sonra, İran milleti ilmi birikimi ve bilimsel yeteneklerini geliştirip gözler önüne sermeyi başardı.
Günümüzdeki sömürgeci ve emperyalist güçler milletleri sömürüp geri bırakmak ve kendilerine bağımlı kılmak için onları ilim ve teknolojiden mahrum bırakmaya çalışıyorlar. Sömürgeci güçler çeşitli ilim dallarında ve özellikle ileri teknoloji dallarında, bu cümleden olarak nükleer bilim ve teknoloji, tıp ve çeşitli sanayi dallarında tekel kurup kalkınmakta olan ülkeleri bu bilim ve teknolojiden mahrum bırakmaya çalışıyorlar.
Sultacı ve hegemonyacı güçler diğer milletleri ve ülkeleri sadece askeri ve silah zoruyla kendi tahakkümleri altında tutamayacaklarını, bu yüzden ilim ve teknoloji alanında tekel kurup, başka milletleri bunlardan mahrum bırakarak kendi sultalarını sürdürebileceklerini anlamış bulunuyorlar. Süper güçler müttefikleriyle birlikte NATO gibi askeri ve güvenlik ittifaklar kurarak dünya toplumuna egemen olmaya çalışıyor ve yüksek bilimle teknolojileri de kendi tekellerinde tutup, başka ülkeleri bu alanlarda kendilerine bağımlı kılmaya özen gösteriyorlar. Batılı ve doğulu emperyalist güçler ileri teknoloji sayılan nükleer bilim ve teknoloji gibi karmaşık, hayati bilim ve teknolojileri kendi tekellerinde tutup, başka ülkelerin bunlara ulaşmamaları gerektiğini ileri sürüyorlar.
Yüksek bilim ve teknolojiler bütün ülkelerin sürdürülebilir kalkınması ve gelişmesinde etkin bir rol oynamaktadır. İran İslam cumhuriyeti de son 30 yılda ilim ve teknoloji gelişiminde büyük çabalar harcadı. Bu nedenle günümüzde gelişmiş ülkelerin safında yer aldı. Nitekim İran gençliği uluslar arası bilim ve teknoloji olimpiyatlarında altın ve gümüş madalyonlar kazanmaktadırlar. İran genç bilginleri dünya çapında diğer ülkelerin genç bilginleriyle yarışmaktadırlar. İran İslam cumhuriyetindeki bilimsel çalışmalar ve bilişim teknolojisinin gelişim nedeni, İranlı genç bilginlerin özgüvenleri ve geleceğe ümitle bakışlarından kaynaklanmaktadır. İslam inkılâbının zaferinden sonra bu iki temel ilke İran'ın bilimsel ve teknolojik gelişiminin ana kaynağı oldu. İran milleti bütün engellemelere rağmen kararlılıkla ilmi çalışmalarını sürdürüp, yapılan baskılar ve ambargoları yok sayarak yüksek bilim ve teknolojilere ulaştı.
İran milleti Amerika ve müttefiklerinin bütün engellemelerine ve uyguladıkları ambargolara rağmen, ilim ve teknolojide büyük ilerlemeler kaydetti. İran İslam cumhuriyeti son yıllarda tıp bilim dalında ve özellikle kök hücreleri teknolojisinde, genetik bilim dalında, hava ve uzay sanayisi ve teknolojisinde, tedavisi zor hastalıkların tedavisine yarayacak ilaçların üretiminde, AİDS hastalığı gibi hastalıkların tedavisinde, tarım ve balıkçılık alanındaki genetik mühendisliği bilim dallarında büyük getiriler elde etmiştir.
Sultacılığı ret ve sömürgeciliğin yıkıcı ve olumsuz etkilerini ortadan kaldırma girişimleri, İslam inkılabının ilkeleri uyarınca gerçekleştirildi. Bu uygulamalar, İslam inkılâbının sadece dikta ve hunhar şahlık rejimini devirmekle kalmayıp, son iki asırda İran milletini geri bırakan ve ilmi gelişimini engelleyen bir düzeni yıkan İslami ve insani değerlerle bütünleşmiş bir kurtuluş hareketi olduğunu gözler önüne serdi.
İran'ın ilim ve teknoloji, ekonomik ve sanayi alanındaki büyüme oranıyla İran İslam cumhuriyetinin dünya sıralamasında ilk 16 ülkenin listesinde yer aldığı görülüyor. İran petrol sanayisi ve gelirleri dışında yüzde 6.5 ekonomik büyüme oranıyla sağlık, yatırım güvenliği, iç sanayi'deki yüksek verimlilik alanlarında Orta Doğu ülkelerinin ilk sırasında yer almaktadır.
İran uluslararası kuruluşlara gönderdiği bilimsel araştırma çalışmaları ve bilimsel makaleler sayısında da büyük ilerleme kaydetmiş bulunuyor. Nitekim İslam inkılabı zaferinin ilk yıllarında İran sadece 500 bilimsel araştırma makalesi hazırlamışken bu sayı günümüzde 13 bin bilimsel araştırma makalesini aşmıştır.
İran İslam cumhuriyeti bilimsel araştırmalar konusunda büyük başarılar elde etmiştir. Nitekim İran uluslar arası tıp bilim dalı araştırma ve kalkınma sahasında, dünya ülkeleri sıralamasında 21. sırada yer almaktadır. Bilindiği gibi, dünyadaki bilimsel araştırma ve kalkınma çalışmalarının yüzde 30'u tıp bilim dallarında gerçekleştiriliyor. İran Nano teknolojisi üzerine yaptığı bilimsel çalışmalarıyla ürettiği ilaçlar sektöründe orta doğu ülkeleri arasında birinci sırada yer almaktadır.
İranlı bilgin ve mühendisler bir çok ilmi ve teknolojik alanda, özellikle; demir çelik sanayi, otomotiv sanayi, rafineri yapımı, Nano teknoloji, özel ilaçlar üretimi, elektrik sanayi, baraj yapımı sanayisi, enerji santrali yapım teknolojisi alanındaki ilmi birikim ve tecrübelerini diğer ülkelere aktarma gücüne sahiptirler.
İslam inkılabı rehberi Ayetullah Hamanei'nin vurguladığı gibi, İran milleti ve bilginleri ilim ve teknoloji alanında bugünkülerle yetinmeyecek ve daha bir ilerleme kaydedeceklerdir. İran milleti özgüvenle hareket edip, büyük bir bilimsel ve teknolojik Cihad başlatarak daha gelişmiş bilim ve teknolojilere ulaşmaya ve onları beşeri toplumun hizmetine sunmaya çalışmaktadır.
İran İslam cumhuriyeti kapsamlı bilimsel hedeflerinin stratejik yol haritasını hazırlamış bulunuyor. Nitekim İran kapsamlı mühendislik düzenini tasarlayıp onaylayarak, yüzlerce uygulamalı üniversite ve akademik çalışma planlarını hazırlayıp, ülkenin bilimsel araştırma ve kalkınma kurumları ve sanayi sektörü hizmetine sunarak, ilgili projeleri hayata geçirmektedir. Bu planların uygulanması sonucu, İran bilimsel çalışmalar ve teknolojik üretim alanlarında büyük gelişimlere imza atmış bulunuyor. Ülke yetkililerinin eşsiz desteği üzerine İran'da planlı bilimsel çalışmalar hızla devam etmektedir. Böylece yakın gelecekte, İran milleti İslam inkılabının sayesindeki bilimsel ve ekonomik gelişmeleri ve getirileriyle her kese örnek olacaktır.
İran İslam cumhuriyeti geliştirdiği hava ve uzay sanayisi, caydırıcı askeri ve savunma bilim ve teknolojisiyle, bu alandaki yapıcı ve gelişken gücünü gözler önüne sermektedir. İran geliştirdiği katı yakıt kullanım teknolojisiyle çeşitli füze taşıyıcı motorları ve füze sistemlerini geliştirmiş bulunuyor. Nitekim İran uzaya uydu taşıyıcısı olan füzeleri de geliştirmiş bulunuyor. Mübarek şafak'ta 10 gün merasimleri sırasında, İran "Tulu" , "Misbah-2", "Nevid" ve "İlim ve Teknoloji uyduları ile kapsül taşıyan Siymorg - 3 uydusunu bu münasebetle düzenlenen sergide halkın ilgi ve dikkatine sunmuştur. Buna ilaveten onlarca bilimsel proje geliştirilip tamamlamış bulunuyor. İran İslam cumhuriyetinin bu bilimsel ve yüksek teknolojik kabiliyeti sultacı ve yayılmacı emellerden arınmıştır. İran hiçbir ülkeyi tehdit etmediği gibi, üstelik İslami değerlerle insani kıstaslar üzerine ahlak ve maneviyatı geliştirmeye, İslam ümmeti başta olmak üzere dünya toplumunun barış, güvenliği ve refahının sağlanmasına katkıda bulunmaya çalışıyor.
Nitekim İslami İran yetkilileri; İran milletinin bilimsel ve teknolojik gelişim ve getirilerinin İslam ülkeleri başta olma üzere bütün barış sever ve adaletperver milletlere ait olduğunu, İran'ın bu ilim ve teknolojisini komşu ve bölge milletlerinin barış ve işbirliğiyle güvenliği ve refahını sağlamak için tahsis edileceğini, bilimsel ve teknolojik getirilerin diğer bağımsız ve hürriyetçi milletlere transfer edilebileceğini vurgulamaktadırlar.
İran'da İslam inkılâbının zaferini takip eden yıllar İran milleti için sürekli bilimsel ve teknolojik alanlarda ilerlemelerle beraber olmuştur. Bu ulusal ve inkılapçı hareket, İslami İran'a büyük kazanımlar armağan etmiştir. Barışçıl nükleer enerji bilimine kavuşmak bu kazanımlardan biri olup kuşkusuz her ülke için bilimsel onur kaynağıdır.
İran'da 8 Nisan tarihi "Ulusal nükleer teknoloji günü" olarak yer alması, İslami İran'ın gelecek kuşaklarının haklarını savunma kararlılığı üzerine yapılan vurgunun yanı sıra bilimsel bir onur sayılır.
Nükleer teknolojiye kavuşmak, kalıcı ve temiz bir enerji kaynağına kavuşmuş olmanın yanı sıra, tıp, sanayi, tarım, jeoloji, madenler gibi alanlarda da yeni teknolojilerin giriş anahtarıdır. Nitekim Amerika, İngiltere, Fransa, Çin, Japonya ve diğer bir çok ülkenin nükleer bilim ve teknolojilerini geliştirme ve bu alanda ve özellikle nükleer yakıt sirkülâsyonu üzerinde tekel kurma gayretleri de, 3. milenyumda nükleer enerjinin artan önemini yansıtır.
Gerçi nükleer enerji dünyanın sayılı süper gücü tarafından nükleer silah üretmek ve dünya üzerine sulta kurmak gibi amaçlar doğrultusunda ele alınmıştır, lakin uluslararası camia, NPT anlaşmasında vurgulanan hakları çerçevesinde barışçıl nükleer enerjiden yararlanmak istiyor ve hiç kimsenin bu hakkı inkâr etme yetkisine sahip olmadığını vurguluyor.
İran'a hiç bir yabancı yardımı ve desteği almaksızın nükleer santralleri için gerekli olan nükleer yakıtı temin etme imkanı sağlayan nükleer yakıt sirkülasyonuna kavuşması, İran milletinin kendi haklarını savunmakta küresel bir model haline gelen iradesinin simgesidir ve bu da kendi başına siyasi bir zafer olup özü, İran milletinin bağımsızlık, izzet ve adalet talep ruhunda yatmaktadır.
Dünyada nükleer ırkçılığın hakim olduğu bir dönemde yeni bilim ve teknolojik ilerlemeler kaydetmek dünyanın bir çok milleti için milli bir arzu ve istek sayılırken İran milleti sergilediği azim ve irade ile bu haklı talebine kavuşmuştur. Gerçi küresel güçler İran milletinin bu kazanımlarına karşı kin ve düşmanlık gözü ile yaklaşıyor ve hala İran milletini tehdit, baskı ve siyasi kararnamelerle gittiği yoldan alıkoymaya çalışıyor, lakin İran milleti kesin hakkı olan barışçıl nükleer enerjiden asla vazgeçmeyecektir.
Tamamen İranlı genç uzmanların yetenekleri ve yaratıcı güçlerine dayanan İran'ın nükleer enerji alanındaki başarıları, İslami İran'ın bilimsel gelişmesi yolunda bir dönüm noktasıdır ve bu açıdan dünya genelinde bilimsel ve teknolojik sıralamada da önemli bir itibar kazanmıştır.
İran'ın nükleer bilim ve teknolojiye kavuşması, İran milletinin geçmişteki geri kalmışlığını telafi etmek ve bilimsel zirvelere tırmanmak için büyük bir hareket başlattığını yansıtıyor ve bu hareket tamamen yerli imkanlara ve bilimlere dayanır ve işte bu durum batı ve özellikle Amerika'nın, İran'ın nükleer bilim ve teknoloji alanında düşmanlık gütmesinin ana sebebidir.
İran İslam cumhuriyeti ihtiyacı olan yakıtın temini için kalkınma ufuk'u belgesinde 20 bin megavat elektrik üretecek olan 20 nükleer santral öngörmüştür ve bu yüzden nükleer yakıt sirkülâsyonuna tamamen kavuşması gerekir. Bu süreç ilkin uranyum madenlerinden bu hayati maddeyi çıkarmakla başladı ve daha sonraki aşamada sarı kek üretildi ve nükleer yakıtın ilk maddesinin üretimi başarılı bir şekilde tamamlandı ve ardından UAEA'nın gözetiminde inşa edilen İsfahan UCF fabrikaları ve Erak ağır su reaktörünün inşa edilmesinin ardından İran, nükleer yakıt sirkülasyonu için gerekli olan tüm bilimsel ve teknolojik imkanlarına kavuşmuş oldu.
Bu büyük başarının önemi, İran İslam cumhuriyetinin tüm iktisadi, teknolojik ve teknik ambargo ve yaptırımlara karşın bu zinciri tamamlamasından kaynaklanır. İran batının tüm yaptırımlarına karşın bu bilimsel güce kavuştu ve bu yüzden Amerika ve diğer bazı batılı devletler İran aleyhinde siyasi baskı ve psikolojik savaşa başladı ve böylece İran'ın bu yoldaki ilerlemesini engellemek istedi. 2003 yılından beri gündeme gelen "İran nükleer silah peşinde" iddiasını da bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
Amerika 2003 ila 2005 yılları arasında İran'ın UAEA ile tüm işbirliği ve uranyum zenginleştirmeyi gönüllü olarak askıya almasına karşın İran'a yönelik baskıları sürekli attırdı ve hatta UAEA'ya baskı yaparak İran dosyasını normal seyrinin dışına çıkardı.
Bu süreç ve uygulanan baskılar son yıllarda güvenlik konseyinin beş daimi üyesi ve Almanya'dan oluşan 5+1 adında bir grubun oluşturulması ile devam etti ve söz konusu grup çifte standart tutumları ile İran ve ajan arasında devam eden şeffaf işbirliğini engellemeye başladı. Buna karşın İran, ağustos 2007'de ajansla üzerinde mutabakata vardığı belli bir takvim çerçevesinde tüm sorulara cevap verdi, öyle ki UAEA genel müdürü el-Baradei yayınladığı her raporunda İran'ın nükleer faaliyetlerinin barışçıl olduğunu onaylamak zorunda kaldı.
Bu arada Bağlantısızlar hareketine üye 118 ülke çok kez İran'ın barışçıl nükleer enerjiden yararlanma hakkına vurgu yaparak Amerika'nın UAEA'nın yetkilerine müdahalesini ve güvenlik konseyini bir baskı aracı olarak kullanmasını eleştirdi ve bu tür tutumların milletlerin barışı, güvenliği ve bilimsel ilerlemesini engellediğini belirtti.
İşte bu destekler İran milletini izlediği yolu sürdürmekte daha kararlı hale getirirken meşru haklarını savunmayı da sürdürmesine katkı sağladı.
İslam inkılâbı rehberi Ayetullah Hamanei'nin tabiri ile İran milleti İslam inkılâbı zaferinden sonraki yıllarda sergilediği azim ve irade ile yeteneklerini gelişme yolunda kullanabildiğini ispatlamış bulunuyor. Gerçekte İslam inkılâbı, İran milletinin kendi tarihinde ve beşeriyet tarihinde altın harflerle yazdırdığı büyük bir tarihi değişimdi. Bu büyük değişimin önemli getirileri de oldu ve sadece dünyaya hakim olan siyasi denklemleri alt üst etmekle kalmayıp zorba devletlerin bilimsel ve teknolojik tekellerini de kırdı ve gelişmek isteyen yetenekli milletlerin gelişme ve kalkınma yolunu da açmış oldu.