Allâme Tabatabaî'nin Eşine Karşı Davranışı
İnsanların müşterek hayatlarının yücelmesinde eşlerin rolü, her birinin anlayış, tahammül ve fedakârlık derecesine göre değişir. Allâme Tabatabaî (r.a) gibi bir şahsiyetin hayatında belki de diğer bazı etkenlerden daha ehemmiyetli olan bir husus, Allah Tealâ'nın kendisine iyi bir eş ihsan etmiş olmasıdır.
Allâme Tabatabaî'nin eşi, ruhanî ve dindar bir ailenin kızıydı. Ancak bu, onca zorluklara tahammül edebilmesi için yeterli bir sebep değildir. Bu yüzden şöyle dememiz daha doğru olur: O, yüce ve engin bir ruha sahipti ki Allâme Tabatabaî (r.a) gibi bir şahsiyet, her zaman ondan övgüyle bahseder, ona minnettar olduğunu söylerdi. Allâme'nin oğlu bu konuda şöyle diyor:
"Evimizin işlerini annem idare ederdi. Babam bu konuda onu tam yetkili bilirdi. Derslerimize, okula gidip gelmemize o yetişirdi. Her şey onun kontrolü altındaydı ve işleri o kadar iyi yönetiyordu ki babam rahat ve huzurlu bir şekilde ilmî faaliyetlerini yürütüyordu…"
Öte yandan Allâme ile eşi arasındaki ilişki, eşler arasındaki alışılmış normal ilişkiler türünden değildi. Onlar, âdeta birbirinde erimişlerdi. Eşinin Allâme'ye olan inancı övgüye şayandır. Allâme'nin büyük oğlunun anlattığı bir hatıra, bir taraftan Allâme'nin ruh gücünü, diğer taraftan eşinin ona olan inancını göstermesi bakımından oldukça önemli bir nükteyi ihtiva etmektedir. O şöyle diyor:
"Kum şehrinin Yakçalkazi mahallesinde oturduğumuz sırada bir gün annem bana dedi ki: "Ben öldükten sonra falan hanımı babanıza isteyin." Annemin sözünü ettiği hanım, akıllı ve annemin dostu bir kadındı, eşi ve çocuğu da yoktu. Ben, "Anne bu nasıl söz?!" dedim. Annem, "Söylediğimi yapacaksınız, işte o kadar!" diye yanıt verdi. Ben, "Siz kimin ömrünün ne kadar olduğunu nereden biliyorsunuz?" dedim. Annem, "Oğlum, benim ömrüm babanın ömründen azdır." dedi. Ben, "Siz bu sözleri nereden çıkarıyorsunuz?!" Annem, "Kendisi (Allâme) bana, benim ondan önce gideceğimi söyledi." dedi."
"Şimdi siz düşünün; kim kalkıp da birine, "Senin ömrün benim ömrümden azdır." demeye cesaret edebilir?! Nitekim öyle de oldu ve validemiz 1965 yılında vefat etti. Fakat o kadın da annemizin vefatından önce evlendi."
"Merhum Allâme (r.a), eşinden sabırlı biri olarak yâd eder ve yaptığı iyiliklere karşı kadirşinaslıkta kusur etmezdi. Ama kendi iyi davranışlarından hiç söz etmez, tüm iyilikleri eşine izafe ederdi."
"Anneme karşı çok saygılıydı. Her zaman onu görmeye müştakmış gibi davranırdı. Biz hiçbir zaman ikisi arasında bir münakaşa veya ihtilâf görmedik. Birbirlerine karşı o kadar şefkatli ve fedakârlardı ki, biz onların hiçbir zaman bir ihtilâfı olmadığını düşünürdük. Onlar, gerçekten iki dost ve arkadaş gibiydi."
Karısı 1965 yılında hasta olduğu zaman Allâme asla karısının hasta yatağından kalkıp iş yapmasına izin vermedi. Oğlu bu konuda şöyle diyor:
"Annem ölmeden önce 27 gün hasta yatağında yattı. Bu süre zarfında babam bir an bile onu yalnız bırakmadı. Bütün işlerini tatil ederek ona bakmaya başladı."
Eşinin ölümü Allâme'yi çok üzmüştü. O, bu kadar üzülmesinin sebebini şöyle açıklıyordu:
"Ölüm haktır. Hepimiz öleceğiz. Ben, eşimin ölümüne ağlamıyorum. Ağlamam, onun sefası, samimiyeti, muhabbeti ve hanımlığı içindir. Bizim inişli çıkışlı bir hayatımız olmuştur. Necef-i Eşref'te sıkıntılar ve zorluklarla karşılaşıyorduk. Benim evin ihtiyaçlarından ve idaresinden haberim olmazdı. Evin idaresi hanıma aitti. Hayatımız boyunca hiçbir zaman, hanımın yapıp da benim -en azından içimden- "Keşke yapmasaydı!" veya hanımın terk edip de benim "Keşke yapsaydı!" dediğim bir iş olmamıştır. Aynı şekilde, hayatımız boyunca hiçbir zaman onun da bana, "Neden bu işi yaptın?" veya "Neden şu işi terk ettin?" dediği olmamıştır."
Allâme, karısının ölümünden üç dört yıl sonrasına kadar her gün onun kabrini ziyaret ederdi. Ondan sonra da daha az fırsatı olduğu için düzenli olarak haftada iki gün, yani pazartesi ve perşembe günleri onun mezarının yanı başında hazır olur ve hiçbir nedenle bu programını aksatmazdı. Şöyle derdi: "Allah'ın kulu hakşinas olmalıdır. Eğer kul insanların hakkını ödeyemezse, Allah'ın hakkını da ödeyemez."
Allâme'nin karısına ne kadar düşkün olduğunu, öğrencilerinden birinin kendisine yazdığı başsağlığı mektubuna verdiği cevaptan anlayabiliriz. Allâme, bu mektubunda defalarca Allah'a hamdetmekle beraber şöyle yazmıştır: "Onun gitmesiyle sahip olduğumuz hoş ve sakin hayatımızın üzerine ebediyen kırmızı bir çizgi çekilmiş oldu."
Allâme'nin önde gelen öğrencilerinden biri diyor ki: "Allâme'nin hanımı vefat ettiğinde bana bir miktar para verdi ve bu parayı, bir sene boyunca her cuma akşamı rahmetli hanımı için Harem'de Hazret-i Masume'nin ziyaretini okuması için birisine vermemi istedi."